Currently browsing Medyaloji Category

Page 2 of 14

Kurutuluşumuz ateizmde!

Posted by Onur ALMIŞLAR in Medya / Reklam, Medyaloji, Yaşam

, , , ,

[Bu yazı 12 Ocak  2012 Tarihinde Medyaloji.net'te yayınlanmıştır]

Nepal’de bazı özelliklere göre seçilen ve adına “Kumari” denilen küçük kızlar “tanrıça” olarak yetiştiriliyorlarmış. Binlerce kişi bu küçük kıza ibadet ediyormuş. Gazeteport’ta okuduğum bu haber (1) ilk önce bana çok komik geldi! Yani küçük bir kızı tanrıça olarak yetiştirmek, ona ibadet etmek ve ergenliğe geldiğinde o tanrıçanın yerine başka bir tanrıça bulmak… Ama şunu da belirteyim, bu durum Nepal’deki insanlara göre saçma değil, bu o insanların kültürü ve ben buna saygı duyuyorum.

Evet, bu haberdeki olay bana ilk başlarda komik ve saçma gelmişti fakat daha sonra düşündüğümde benim, bizim, sizin ve dünyadaki birçok insanın da benzer şeyler yaptığını fark ettim. Bizler de Nepal’deki insanlar gibi kendimize tanrılar, tanrıçalar seçiyor, onlara ibadet ediyor ve daha sonra o tanrıların/tanrıçaların işi bittiğinde yerlerine yenilerini seçiyoruz. Evet, bunu yapıyoruz! Evet, bunu yapıyorsunuz!

Continue

Omo ile şiddete devam!

Posted by Onur ALMIŞLAR in Medya / Reklam, Medyaloji, Yaşam

, , , ,

[Bu yazı 05 Ocak  2012 Tarihinde Medyaloji.net'te yayınlanmıştır]

Omo’dan yine garip bir reklam! Birçok firma reklamlarında çocukları kullanıyor ama bana en çok Omo’nun reklamları ilginç geliyor. Bazen bir reklam değil de bir korku filmi seyrediyormuşum gibi hissediyorum. Omo son reklamında da öyle hissettim!
Omo’nun “Kirlenmek güzeldir” ile başlayan reklam serileri “Oyuna devam”la devam etti. Omo’nun son reklamında(1) yine bir çocuk var bu çocuk reklamda kendisine; yaşına, boyuna ve psikolojisine uygun olmayan bir rolde. Medyanın topluma şiddet pompaladığı ve bu pompalama işleminde en etkili araçların reklamlar olduğu bir gerçek. Medya ve şiddetin konumuzla ilgilisi ise çocuklar için reklamların yetişkinlere göre daha etkili olması! Omo’nun reklamındaki çocuk kum torbasıyla ve sanki bir boksörmüşçesine mücadele ediyor! O yaşlardaki küçük bir çocuğa neden boks yaptırılır? O yaşlardaki bir çocuk neden şiddeti seçer? Bir marka reklamında oynattığı çocuğu neden şiddete yönlendirir? Boksun, kavganın, dövüşün, şiddetin ekranlardan bir oyunmuş gibi aktarılması normal midir? Omo’nun ilgili reklamıyla ilgili Marketing Türkiye dergisinin internet sitesindeki tanıtımda(2) şöyle denmiş: “OMO’nun yeni reklam filminde hayatı simgeleyen ve tıpkı hayat gibi sert olan boks teması ile “hayat düşe kalka öğrenilir” mesajı veriliyor.” Bu tanıtım büyük ihtimalle markanın bülteninden. Şimdi bu açıklamayı biraz açalım…

Continue

Sinekler ve markalar

Posted by Onur ALMIŞLAR in Medya / Reklam, Medyaloji, Yaşam

, , , ,

[Bu yazı 29 Aralık 2011 Tarihinde Medyaloji.net'te yayınlanmıştır]

Çok heyecanlı bir futbol maçının ya da sinema filminin tam ortasında yaşanan elektrik kesintisi gibidirler; dünyanızı karartırlar. Sabah erken uyanabilmek için ayarladığınız telefonunuzun ya da saatinizin alarmı gibidirler; uykunuzu başınıza yıkarlar. Akşam eve gelip kapıyı açmaya çalıştığınızda, anahtarınızın iş yerinde kaldığını anlamanız gibidir; karşıki dağları yıkmanızı sağlarlar. Bu yaşananların hal çaresi vardır; kesilen elektriğin yaşattığı şok kısa sürede atlatılır, saatin alarmı bir hamlede susturulur ve bir çilingir bulmak çok da zor değildir. Peki ya sinekler? Onlardan kurtulmanızın kolay bir yolu yoktur. Bu iş ancak kanla biter; ya kendinizi öldürürsünüz ya da sineği!

Sinekler! Tatlı uykunuzun en acımasız kâbusudurlar. Önce kolunuzu ısırırlar; kolunuzu yorganın içine sokar ve bu ilk hamleyi pek umursamadan uyumaya devam edersiniz. Bu kez ayağınıza dadanırlar; ayağınızı da yorganın içine sokar ve yine uyumaya devam etmeye çalışırsınız ama artık tavşan uykusundasınızdır; hem uyumaya çalışır hem de bir sonraki atağı beklemeye başlarsınız.  Tam o anda kulağınıza girmeye çalışırlar; çok öfkelenir ve sert bir hamleyle onları kovalarsınız ama onlar pes etmez! Siz içinde bulunduğunuz çaresizliği düşünürken onlar gözünüze girmeyi denerler. Küfredersiniz, öfkeniz giderek artar, nabzınız hızlanır…

Continue

Size mal diyebilir miyim?

Posted by Onur ALMIŞLAR in Medya / Reklam, Medyaloji, Yaşam

, , , , , ,

[Bu yazı 21 Aralık 2011 Tarihinde Medyaloji.net'te yayınlanmıştır]

Eski Türk Filmlerinde duymaya alışık olduğumuz klasik bir cümledir “Size baba diyebilir miyim?”. Artık eskilerde kaldı ve yeni filmlerde de pek duymuyoruz bu cümleyi. Ben bu cümlenin yeni bir versiyonunu markalar için buldum: “Size mal diyebilir miyim?”. Bu cümleyi reklamlardaki markalar için kullanabiliriz. Çünkü markalar her şeyimizi o kadar çok sahiplendiler ki, neredeyse “Gerçek anne ve babanız biziz!” diyecekler. Ama biz bunu asla kabul etmeyeceğiz!

Markalar sokaklarımız, spor sahalarımız, gazetelerimiz, radyolarımız, şehir merkezlerimiz, hastanelerimiz, okullarımız ve tiyatrolarımızdan sonra şimdi de mutluluğumuzun, huzurumuzun, eğlencemizin ve umudumuzun sahibi olmaya çalışıyorlar. Maddi her şeyi işgal ettiler şimdi sıra manevi işgale geldi! Daha önce “Markayla saadet olmaz!” başlığıyla bu konuya değinmiştim(1). Biraz daha değinip bu konuyu şimdilik kapatacağım!

Continue

Koltuktaki Harry Potter’lar ve sabır taşı!

Posted by Onur ALMIŞLAR in Medya / Reklam, Medyaloji, Yaşam

, , ,

[Bu yazı 14 Aralık 2011 Tarihinde Medyaloji.net'te yayınlanmıştır]

Harry Potter’ı çoğunuz biliyor olmalısınız. Joanne K. Rowling isimli İngiliz yazarın yarattığı fantastik bir roman karakteridir kendisi. Elinde sihirli değneği olan, büyücülük okulunda okuyan, maceradan maceraya koşan, gözlüklü ve sevimli çocuk… Harry Potter her ne kadar roman kahramanıysa da kendisine benzer bir sürü gerçek insan var dünyada, ülkemizde ve hatta evimizde. Yo! Harry’e benzeyenler evlerdeki çocuklar değiller! Harry’e benzeyenler biziz, sizsiniz, onlar. Hepimiz Harry Potter’ız! Zamanını televizyon karşısında geçiren tüm insanlar birer Harry Potter’dır. Televizyonu izlerken koltukta oturduğumuz için bizler Koltuktaki Harry Potter’larız! Koltuktaki Harry Potter tiplemesini biraz açayım ve bizim Harry Potter’la ne benzerliğimiz var, sabır taşı nedir, onu anlatmaya çalışayım.

Evimizin dışındaki dünya; yollar, ağaçlar, evler, insanlar, kuşlar, otomobiller, iş yerleri, mağazalar, lokantalar, kavgalar, kahkahalar, ağlamalar, hava, güneş ile evimizin içindeki dünya; odalar, halılar, kitaplıklar, çekmeceler, tablolar ve geriye kalan her şey gerçek dünyadır. Ama bütün bu gerçeklik televizyonu açana kadardır.

Continue

Evet, sosyal medya kesinlikle PÖH’tür!

Posted by Onur ALMIŞLAR in İnternet, Medya / Reklam, Medyaloji, Yaşam

, , , ,

[Bu yazı 02 Aralık 2011 Tarihinde Medyaloji.net'te yayınlanmıştır]

Cengiz Semercioğlu 26 Kasım 2011 tarihli köşe yazısında (1) Twitter’ın hallerinden bahsetmiş. Televizyonda yayınlanan programlardaki bazı olayların veya kişilerin Twitter’da en çok konuşulan konu olduğunu yazmış. Semercioğlu “ Nihat Doğan televizyona çıkıyor, Twitter’da en çok konuşulan konu oluyor. Mahsun dizi çekiyor, sosyal medyanın birinci sırasına yerleşiyor. Kıvanç saz çalıyor “trend topic” oluyor…” diyerek girmiş yazısına, sonra da “Türkiye’de sosyal medyanın hali bu işte!” diyerek teşhisi koymuş ve “Twitter’ı biraz izleyince televizyon izlemiş gibi oluyor insan… Oysa sosyal medya yeni bir mecra olacaktı değil mi… Yenilikçiydi… Pöh!” diyerek bitirmiş.

Cengiz Semercioğlu’na birkaç bilgi vermek istiyorum, fakat amacım bir sosyal medya doktoru edasıyla “Öksürün! Nefes alın!” şeklinde hasta muayene edip “Bunu her yemekten sonra alacaksınız, şunu günde bir çay kaşığı içeceksiniz!” diyerek reçete yazmak ya da “Bak Cengiz bu Twitter! Yaz Cengiz yaz, 140 karakterde dilediğini yaz!” diyerek dalga geçmek değil. Cengiz Semercioğlu’nun yazısından “Bu mu yani? Değilse nedir? Anlamadım!” şeklinde bir soru sezdiğim için, bir sosyal medya insanı olarak bu sorulara cevap vermek istiyorum sadece.

Continue

İnternet gazeteleri, Twitter da internet gazeteciliğini bitirecek!

Posted by Onur ALMIŞLAR in Gazete/Dergi, İnternet, Medya / Reklam, Medyaloji

, , , ,

[Bu yazı 23 Kasım 2011 Tarihinde Medyaloji.net'te yayınlanmıştır]

İnternetteki haber sitelerini (haber siteleri?) dolaşırken bir şeyin beni rahatsız ettiğini fark ettim. Aslında bu fark etme çok önceden de vardı ama şimdiki başka türlü bir fark edişti. Beni rahatsız eden şey haber sitelerinin tıklama tutkusu yüzünden okuyucuya çektirdikleri eziyet. Bize göre eziyetin, haber sitelerine göre tıklama patlamasının mantığı şudur: Haberi ki haber beş para etmese bile, gizemle süsle, ilgi çekici başlık yaz ve okuyucuyu haberin detayını okumak için tıklamaya mecbur bırak. Bu mantığa birkaç örnek vererek meramımı açıklamaya çalışayım. Haber sitelerinde görülmesi muhtemel süslü manşetlerden bazıları (Detaylar bir alt paragrafta; tıklayın!):

1) “Canlı yayında skandal!”… Haberin detayında ise skandalın kelime anlamını ağlatan, yayıncılığın kendisini skandal yapan birkaç ıvır zıvır…

2) “X kişi öyle bir laf dedi ki!”… Haberin detayını okuyunca okuyucunun içinden sorduğu soru şu oluyor çoğu zaman “E, bu mu yani!”. Aslında okuyucu manşete kanıp haberin detayına bakınca içinden – hatta dışından da- başka şeyler söylüyor ama bunları burada yazamayacağım.

Continue