Siz o asker olun ve kendi ülkeniz için söyleyin/anlayın/dinleyin… Umut Koray Tuncay’ın sayfasında gördüm.
Page 1 of 4
Posted by Onur ALMIŞLAR in Yaşam
Siz o asker olun ve kendi ülkeniz için söyleyin/anlayın/dinleyin… Umut Koray Tuncay’ın sayfasında gördüm.
Posted by Onur ALMIŞLAR in Medya / Reklam, Medyaloji, Yaşam
[Bu yazı 26 Ocak 2012 Tarihinde Medyaloji.net'te yayınlanmıştır]
Bu hafta, bazı reklamların gerçek hayatta nasıl olabileceklerini anlatmaya çalışacağım. İlk olarak Sütaş(1) reklamıyla başlamak istiyorum.
Sevimli bir inek yavrusu… Sokaklarda geziyor ve onu gören insanlardan kaçmıyor. İnsanların mutlu gözlerle baktığı bu sevimli inek yavrusu Sütaş’ın malı. Nasıl olduysa kaybolmuş ve şehrin sokaklarında; özgürce ama ait olduğu yere duyduğu özlemle dolaşıp duruyor. İçinde bulunduğu yalnızlıktan, çaresizlikten ve korkudan kurtulmak istiyor. Neyse ki sonunda Sütaş araçlarını görüyor da yerine yurduna dönebiliyor. Ne de mutlu oluyor! Ay, ne sevimli reklam… Peki, gerçekte böyle mi?
Bir kere bizim ülkemizde şehrin göbeğinde dolaşan bir ineğe ya da ineğin yavrusuna öyle sevimli, mutlu, hayran gözlerle bakılmaz. Bizler her kurban bayramı öncesinde sokaklarda koşan kurbanlık hayvanları ve o hayvancıkların peşinden koşan insancıkları görüyoruz(2). Her bayram öncesi yaşanan bu acıklı olaylarda hayvanlara ne işkenceler yapıldığını, hayvanların da bu işkencelerden kurtulabilmek için ne mücadeleler verdiğini biliyoruz. Yani, Taksim Meydanı’nda bir inek yavrusu görsek “A, ne sevimli lan!” deyip geçmeyiz, geçemeyiz. Neden? Birincisi biz şehir insanıyız, korkarız. İkincisi, etin bu kadar pahalı olduğu bir ülkede yollarda sahipsiz olarak dolaşan bir inek yavrusu olamaz! Yani en fazla iki dakika dolaşabilir ki o da şanslıysa, birileri o yavru ineği anında yakalar, paketler, keser, satar… Çünkü sokaklarda %99 dolaşıyor ve onların hiç de kolay bir hayatları yok!
Continue
Posted by Onur ALMIŞLAR in Yaşam
Orjinal ismi “BBC: What is Reality?”. Ben şu blogta gördüm, sizinle paylaşmak istedim. Çok güzel, ilginç ve belki de gerçek :)
Ne alakası olduğunu anlayamadıysam/anlayamadıysak da, “Ya tarih olursun, ya da cesur olup tarihi sen yazarsın!” diyor Hülya Avşar, rol aldığı tuvalet kâğıdı reklamında… Breh! Breh! Breh! Bu reklama ve reklamdaki bu cümlelere benim verdiğim tepki gibi muhtelif tepkiler geldi. Geldi çünkü reklamdaki birleşimin etkisi: Hülya Avşar, tarih yazmak ve tuvalet kâğıdı, bu tepkiyi hak etmişti. Reklama, reklamda oynayana, reklamdaki cümleye, reklamı yazana, reklamı yaptırana gülüp, alay ettikten ve tepkimi verdikten sonra durup düşünmeye başladım. Tuvalet kâğıdı, dolaylı olarak dışkı ve tarih yazmak aslında hiç de birbirine yabancı durmuyor. Dediğim gibi, ilk başlarda çok saçma olduğunu düşündüğüm bu reklamın mesajının aslında çok yerinde olduğuna karar verdim. Tarih yazmak kesinlikle boktan bir konu!
Continue
[Bu yazı 07 Aralık 2011 Tarihinde BirGün gazetesinde yayınlanmıştır]
Bazen iktidarlara haksızlık yaptığımızı düşünüyorum! Biraz düşününce, aslında onların haklı olduklarını bile çok net görüyorum. Bunu görmemek için çok akıllı olmak lazım. Bizler, iktidarların yönettiği insanlar ya da mecazi; daha çok muhaliflerin kullandığı anlamıyla koyunlar, çok güvenli bir hayat sürüyoruz. Sürüden ayrılmadıkça bizi ne kurt kapıyor ne de çakal. Gerçi çakal kapamaz bizi ama günümüz çakallarının çok zeki olduklarını ve kolektif bir şekilde hareket ettiklerini düşünürsek tedbiri elden bırakmamakta fayda olduğunu anlarız.
İktidarlar bizi kendilerinden çok düşünüyorlar. Bizim güven içinde yaşamamızı sağlamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Mesela bir sürü kolluk kuvvetleri var. İnsanlar evlerinde, sokaklarda ve işlerinde güven içinde yaşıyorlar. Neden yaşamasınlar; evlerinde dizileri seyrettikten, evden işe işten eve gittikten, etliye sütlüye karışmadıktan sonra neden güvende olmasınlar ki! Yok maaşlar azmış, yok sendika yokmuş, yok atama olmuyormuş, yok, yok… Sürekli itiraz, sürekli gösteri, sözde hak arama falan.
Continue
[Bu yazı 16 Kasım 2011 Tarihinde BirGün gazetesinde yayınlanmıştır]
Başbakan Van’a gitti… Başbakan birçok şehre gidip geliyor; olaylar oluyor, inceleme yapıyor, suçluları buluyor, azarlıyor, konuşuyor, vaatlerde bulunuyor, ulusa sesleniyor, açılış yapıyor… Bakanlar da Başbakan’ı izliyor; onlar da kendi bakanlıklarının sorumlu olduğu olaylarla ilgili inceleme, fırçalama, açıklama yapıyor, suçlu buluyor ve vaatte bulunuyorlar. Bazen yanlış anlaşıldık diyorlar, bazen yanlış anlıyorlar, bazen onlar da ne yaptıklarını bilmiyorlar. Ana muhalefet partileri desen, her gidişe, gelişe, konuşmaya, seslenişe, açılışa, açılıma, incelemeye muhalefet ediyorlar. Medya da bu iktidar ve muhalefet arasındaki çekişmeyi ekranlara taşıyor, yazıyor, çiziyor. Vatandaş da izliyor, izliyor ve izliyor… Kısacası herkes işini yapıyor(!)
Continue