Page 2 of 30
Posted by Onur ALMIŞLAR in İnternet, Medya / Reklam
Posted by Onur ALMIŞLAR in Medya / Reklam, Medyaloji, Yaşam
[Bu yazı 26 Ocak 2012 Tarihinde Medyaloji.net'te yayınlanmıştır]
Bu hafta, bazı reklamların gerçek hayatta nasıl olabileceklerini anlatmaya çalışacağım. İlk olarak Sütaş(1) reklamıyla başlamak istiyorum.
Sevimli bir inek yavrusu… Sokaklarda geziyor ve onu gören insanlardan kaçmıyor. İnsanların mutlu gözlerle baktığı bu sevimli inek yavrusu Sütaş’ın malı. Nasıl olduysa kaybolmuş ve şehrin sokaklarında; özgürce ama ait olduğu yere duyduğu özlemle dolaşıp duruyor. İçinde bulunduğu yalnızlıktan, çaresizlikten ve korkudan kurtulmak istiyor. Neyse ki sonunda Sütaş araçlarını görüyor da yerine yurduna dönebiliyor. Ne de mutlu oluyor! Ay, ne sevimli reklam… Peki, gerçekte böyle mi?
Bir kere bizim ülkemizde şehrin göbeğinde dolaşan bir ineğe ya da ineğin yavrusuna öyle sevimli, mutlu, hayran gözlerle bakılmaz. Bizler her kurban bayramı öncesinde sokaklarda koşan kurbanlık hayvanları ve o hayvancıkların peşinden koşan insancıkları görüyoruz(2). Her bayram öncesi yaşanan bu acıklı olaylarda hayvanlara ne işkenceler yapıldığını, hayvanların da bu işkencelerden kurtulabilmek için ne mücadeleler verdiğini biliyoruz. Yani, Taksim Meydanı’nda bir inek yavrusu görsek “A, ne sevimli lan!” deyip geçmeyiz, geçemeyiz. Neden? Birincisi biz şehir insanıyız, korkarız. İkincisi, etin bu kadar pahalı olduğu bir ülkede yollarda sahipsiz olarak dolaşan bir inek yavrusu olamaz! Yani en fazla iki dakika dolaşabilir ki o da şanslıysa, birileri o yavru ineği anında yakalar, paketler, keser, satar… Çünkü sokaklarda %99 dolaşıyor ve onların hiç de kolay bir hayatları yok!
Continue
Posted by Onur ALMIŞLAR in Medya / Reklam, Medyaloji, Yaşam
[Bu yazı 19 Ocak 2012 Tarihinde Medyaloji.net'te yayınlanmıştır]
LG’nin Komressor Plus isimli süpürgesinin ilginç bir reklamı var(1). Reklam “Fazla kilodan kurtaran süpürge” şeklinde duyurulmuş. Reklamı izleyince atılan başlığın ne kadar da uygun olduğunu gördüm ve gülümsedim. Tabii başlığa “Bir süreliğine” eklemek gerekir, çünkü reklamdaki süpürge sizi bir süre zayıf gösterir; eğer belinize bir akü bağlamayacak ve yanınızda süpürgeyi taşıyacak birisini bulundurmayacaksanız.
Reklam dünyası gerçekten ilginç bir gezegen! Bir biriyle alakasız kavramlar birbirlerine monte edilip sonra da bize monte… Ah pardon; satılmaya çalışılıyor. Şu örneklere bakın: Elektrik süpürgesi zayıflamayla ilişkilendiriliyor, tuvalet kâğıdı –ne işe yaradığı belli- güzellikle(2), ihtiyaçla ilgili bir ürün gereksiz karizmayla, çamaşır deterjanı şiddeti örnek göstererek çocuk gelişimiyle(3), hiç konuşmasak bile her ay ortalama 15 TL sabit ödeme yaptığımız iletişim bedavayla, sansür ise özgürlükle ilişkilendiriliyor. Kurt’u Kırmızı Başlıklı Kız yapıyorlar, pireyi deve veya kargayı bülbül… Reklamdaki ürünün işleviyle sunuluşunun birbirleriyle alakaları olmaları gerekmiyor, önemli olan satılan ürünü ve verilen hizmeti olduğundan farklı, abartılı; en renkli, en neşeli ve en harika şekilde göstermek.
Continue
Posted by Onur ALMIŞLAR in Medya / Reklam, Medyaloji, Yaşam
[Bu yazı 12 Ocak 2012 Tarihinde Medyaloji.net'te yayınlanmıştır]
Nepal’de bazı özelliklere göre seçilen ve adına “Kumari” denilen küçük kızlar “tanrıça” olarak yetiştiriliyorlarmış. Binlerce kişi bu küçük kıza ibadet ediyormuş. Gazeteport’ta okuduğum bu haber (1) ilk önce bana çok komik geldi! Yani küçük bir kızı tanrıça olarak yetiştirmek, ona ibadet etmek ve ergenliğe geldiğinde o tanrıçanın yerine başka bir tanrıça bulmak… Ama şunu da belirteyim, bu durum Nepal’deki insanlara göre saçma değil, bu o insanların kültürü ve ben buna saygı duyuyorum.
Evet, bu haberdeki olay bana ilk başlarda komik ve saçma gelmişti fakat daha sonra düşündüğümde benim, bizim, sizin ve dünyadaki birçok insanın da benzer şeyler yaptığını fark ettim. Bizler de Nepal’deki insanlar gibi kendimize tanrılar, tanrıçalar seçiyor, onlara ibadet ediyor ve daha sonra o tanrıların/tanrıçaların işi bittiğinde yerlerine yenilerini seçiyoruz. Evet, bunu yapıyoruz! Evet, bunu yapıyorsunuz!
Continue
Posted by Onur ALMIŞLAR in Medya / Reklam
Ekranların en güzel kadınlarındandın sen! Birisi “güzellik” dese aklıma ikinci olarak sen gelirdin çünkü birinci Türkan’dı… Neyse, şimdi burada hanginiz daha güzeldi tartışmasına girmeyelim. Tartışacağımız konu senin şu son reklamın olacak. Büyük ihtimalle “Yüzündeki bok!” ifadesine kızacaksın! Ama ne yapayım; gidip bir tuvalet kâğıdının yeni reklam yüzü olan sensin. He bu işte bok gibi para vardır o ayrı ama Papia’nın yeni yüzü sensin işte! Papia ne? Tuvalet kâğıdı. Ne işe yarar? Kıçımızı silmeye. Eh kıçımızdan da altın çıkmadığına göre… Reklamda soruyorsun ya “Ben kimim? Görmeseniz de sesimden tanıdınız!” diye, evet seni tanıyorum! Reklamın sonunda da “Bazen görerek tanırsınız!” diyorsun… Boktan mevzuya dönersek; seni her zaman “güzel“ olarak hatırlamak ve yüzünü boka bulamamak için Papia almayacağım! Pepsi mepsi güzeldi yahu, bok nerden çıktı…
Posted by Onur ALMIŞLAR in Medya / Reklam, Medyaloji, Yaşam
[Bu yazı 05 Ocak 2012 Tarihinde Medyaloji.net'te yayınlanmıştır]
Omo’dan yine garip bir reklam! Birçok firma reklamlarında çocukları kullanıyor ama bana en çok Omo’nun reklamları ilginç geliyor. Bazen bir reklam değil de bir korku filmi seyrediyormuşum gibi hissediyorum. Omo son reklamında da öyle hissettim! Continue
Omo’nun “Kirlenmek güzeldir” ile başlayan reklam serileri “Oyuna devam”la devam etti. Omo’nun son reklamında(1) yine bir çocuk var bu çocuk reklamda kendisine; yaşına, boyuna ve psikolojisine uygun olmayan bir rolde. Medyanın topluma şiddet pompaladığı ve bu pompalama işleminde en etkili araçların reklamlar olduğu bir gerçek. Medya ve şiddetin konumuzla ilgilisi ise çocuklar için reklamların yetişkinlere göre daha etkili olması! Omo’nun reklamındaki çocuk kum torbasıyla ve sanki bir boksörmüşçesine mücadele ediyor! O yaşlardaki küçük bir çocuğa neden boks yaptırılır? O yaşlardaki bir çocuk neden şiddeti seçer? Bir marka reklamında oynattığı çocuğu neden şiddete yönlendirir? Boksun, kavganın, dövüşün, şiddetin ekranlardan bir oyunmuş gibi aktarılması normal midir? Omo’nun ilgili reklamıyla ilgili Marketing Türkiye dergisinin internet sitesindeki tanıtımda(2) şöyle denmiş: “OMO’nun yeni reklam filminde hayatı simgeleyen ve tıpkı hayat gibi sert olan boks teması ile “hayat düşe kalka öğrenilir” mesajı veriliyor.” Bu tanıtım büyük ihtimalle markanın bülteninden. Şimdi bu açıklamayı biraz açalım…
Posted by Onur ALMIŞLAR in Benzerlik, BirGün, Medya / Reklam, Yaşam
[Bu yazı 04 Ocak 2011 Tarihinde BirGün gazetesinde yayınlanmıştır]
Alakasız gibi görünen bir giriş olacak ama yoğurt faydalı ve de atasözlerine girmiş felsefi bir gıdadır. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır mesela, sonra sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer ve kimse yoğurdum ekşidir demez. Alakasız gibi görünen bu girişi burada bitirip alakalı görünecek gelişmeye geçmek istiyorum.
Siz bir ürün satıyorsanız, sattığınız ürün için kötü demezsiniz. Kimse yoğurdum ekşidir demez! Herkes yoğurduğunu satmaya çalışır ve bu eylemi çeşitli yöntemlerle gerçekleştirir. İşte tam burada ürün satma eyleminin en çok tercih edilen ikilisi karşımıza çıkar; reklam ve ilanlar ki, bu ikili de zaten konumuzla alakalıdırlar. Reklam ve ilanlar hemen hemen her türlü ürün için gereklidir; otomobil, kıyafet, deterjan, yoğurt, demokrasi! Evet, demokrasi de bir üründür ve siyasi partiler tarafından halka satılırlar. Fakat demokrasinin diğer ürünlerden farkı, satışının belirli yıl aralıklarında olmasıdır. Biz bu yıl aralıklarına “seçimler” diyoruz. Siyasi partiler, milletvekili adayları ve siyasi parti liderleri seçim zamanlarında bize kendi demokrasilerini satmaya çalışırlar. Bu satış işleminde uygulanan yönteme “siyaset”, bu satış işleminde kullanılan paraya da “oy” diyoruz. Her ürün satışında olduğu gibi demokrasi satışında da reklam ve sloganlar en önemli araçlardır. Tabii her ürün satışında olduğu gibi demokrasi satışındaki amaç da ürününü satabildiğin kadar çok kişiye satmaktır.
Continue