Currently browsing Posts Tagged “Yaşam”

Page 1 of 9

Reklamlar ve gerçekler 2

Posted by Onur ALMIŞLAR in Medya / Reklam, Medyaloji, Yaşam

, , , ,

[Bu yazı 02 Şubat 2012 Tarihinde Medyaloji.net'te yayınlanmıştır]

Geçen hafta bazı reklamların gerçek hayatta nasıl olabileceklerini anlatmaya çalışmıştım(1). Bu hafta da bu anlatıma devam etmek istiyorum.

Böyle göl kenarında, karla kaplı ıssız bir yerde başlıyor reklam(2). Bir kadınla(Şahika Ercümen-Dünya serbest dalış şampiyonu) bir lastik (Lassa) görünüyor, birlikte yürüyorlar. Aslında lastik dönüyor yürüyemiyor, neyse… Bu ikili reklam boyunca dağda bayırda tek başlarına ilerliyorlar. Kadının yüzünde gurur, cesaret ya da “Ne işim var benim burada!” der gibi bir ifade var. Bu ikiliye de Mazhar Alanson “Sağlam basıcan bu hayatta! Sağlam gidicen bu hayatta! Sağlamsa Lassa!” diyerek eşlik ediyor o harika sesiyle. Aynı reklamın bir benzeri daha var. O reklamda da Semih Saygıner (Dünya bilardo şampiyonu) ve aynı lastik (Lassa) rol alıyor. Bu versiyonda da Semih Saygıner ıssız yerlerde lastikle dolaşıyor ve elbette Mazhar Alanson’un sesi yine onlara eşlik ediyor… Reklamda, Saygıner’in yüzünde “Yıkarım, yakarım bu şehri! Kimsiniz lan siz!” ifadesi var. Ne sağlam, ne güvenli bir reklam! Peki, bu reklamda yaşananlar gerçekte olsa nasıl olurdu?

Continue

Reklamlar ve gerçekler

Posted by Onur ALMIŞLAR in Medya / Reklam, Medyaloji, Yaşam

, , , , ,

[Bu yazı 26 Ocak  2012 Tarihinde Medyaloji.net'te yayınlanmıştır]

Bu hafta, bazı reklamların gerçek hayatta nasıl olabileceklerini anlatmaya çalışacağım. İlk olarak Sütaş(1) reklamıyla başlamak istiyorum.

Sevimli bir inek yavrusu… Sokaklarda geziyor ve onu gören insanlardan kaçmıyor. İnsanların mutlu gözlerle baktığı bu sevimli inek yavrusu Sütaş’ın malı. Nasıl olduysa kaybolmuş ve şehrin sokaklarında; özgürce ama ait olduğu yere duyduğu özlemle dolaşıp duruyor. İçinde bulunduğu yalnızlıktan, çaresizlikten ve korkudan kurtulmak istiyor. Neyse ki sonunda Sütaş araçlarını görüyor da yerine yurduna dönebiliyor. Ne de mutlu oluyor! Ay, ne sevimli reklam… Peki, gerçekte böyle mi?

Bir kere bizim ülkemizde şehrin göbeğinde dolaşan bir ineğe ya da ineğin yavrusuna öyle sevimli, mutlu, hayran gözlerle bakılmaz. Bizler her kurban bayramı öncesinde sokaklarda koşan kurbanlık hayvanları ve o hayvancıkların peşinden koşan insancıkları görüyoruz(2). Her bayram öncesi yaşanan bu acıklı olaylarda hayvanlara ne işkenceler yapıldığını, hayvanların da bu işkencelerden kurtulabilmek için ne mücadeleler verdiğini biliyoruz. Yani, Taksim Meydanı’nda bir inek yavrusu görsek “A, ne sevimli lan!” deyip geçmeyiz, geçemeyiz. Neden? Birincisi biz şehir insanıyız, korkarız. İkincisi, etin bu kadar pahalı olduğu bir ülkede yollarda sahipsiz olarak dolaşan bir inek yavrusu olamaz! Yani en fazla iki dakika dolaşabilir ki o da şanslıysa, birileri o yavru ineği anında yakalar, paketler, keser, satar… Çünkü sokaklarda %99 dolaşıyor ve onların hiç de kolay bir hayatları yok!

Continue

Kurutuluşumuz ateizmde!

Posted by Onur ALMIŞLAR in Medya / Reklam, Medyaloji, Yaşam

, , , ,

[Bu yazı 12 Ocak  2012 Tarihinde Medyaloji.net'te yayınlanmıştır]

Nepal’de bazı özelliklere göre seçilen ve adına “Kumari” denilen küçük kızlar “tanrıça” olarak yetiştiriliyorlarmış. Binlerce kişi bu küçük kıza ibadet ediyormuş. Gazeteport’ta okuduğum bu haber (1) ilk önce bana çok komik geldi! Yani küçük bir kızı tanrıça olarak yetiştirmek, ona ibadet etmek ve ergenliğe geldiğinde o tanrıçanın yerine başka bir tanrıça bulmak… Ama şunu da belirteyim, bu durum Nepal’deki insanlara göre saçma değil, bu o insanların kültürü ve ben buna saygı duyuyorum.

Evet, bu haberdeki olay bana ilk başlarda komik ve saçma gelmişti fakat daha sonra düşündüğümde benim, bizim, sizin ve dünyadaki birçok insanın da benzer şeyler yaptığını fark ettim. Bizler de Nepal’deki insanlar gibi kendimize tanrılar, tanrıçalar seçiyor, onlara ibadet ediyor ve daha sonra o tanrıların/tanrıçaların işi bittiğinde yerlerine yenilerini seçiyoruz. Evet, bunu yapıyoruz! Evet, bunu yapıyorsunuz!

Continue

“Faşizmde toplumsal yaşamın tüm alanlarını kapsayan bir tek ideoloji bağlayıcı olarak ilan edilir. Gerek devlet gerekse de iktidarın dünya görüşüne göre ve lider ilkesine göre örgütlenir ve belirlenir. Basın ve yayın kuruluşlarının mevcut ideolojiye göre yayınlar yapması zorlanır. Hakim görüşe zıt düşünceler ve muhalif seslerin çıkması çeşitli baskı unsurlarıyla önlenir. Aykırı yayın yapanlar sansürlenir, kapatılır veya başka türlü yollarla engellenmeye çalışılır. Böylece hakim düşüncenin karşısına farklı düşüncelerin çıkmasının önüne geçilmiş olunur ve tek tip düşünce, toplumda baskın hale getirilir. Faşizmin boyutu, bu koşulların ne kadarının somut olarak uygulamaya geçirildiğiyle doğru orantılıdır.”

Vikipedi

Faşizmin Özellikleri

Posted by Onur ALMIŞLAR in Yaşam

, , , ,

Geçenlerde bir arkadaşım “Faşizm nedir?” diye sormuştu. Ben dağınık bir şeyler anlatmaya çalışmıştım, Vikipedi’de derli toplusu varmış.


İktidarların siyasi ve ideolojik Öjeni teorisi!

Posted by Onur ALMIŞLAR in BirGün, Yaşam

, , , , ,

[Bu yazı 21 Aralık 2011 Tarihinde BirGün gazetesinde yayınlanmıştır]

Akıllara zarar bir teori Öjeni teorisi. Akıl hastası, sakat, çirkin ve benzeri özellikteki insanların acımasız yöntemlerle ayıklanması, yani insan ırkının ıslah edilmesiyle sağlıklı bir insan ırkı yaratma fikri. Kökeni Eflatun’a kadar dayanıyormuş bu fikrin. Eflatun, insan doğumlarının devlet tarafından kontrol edilmesi gerektiğini düşünüyormuş… 300 Spartalı filminde de Spartalı’ların bu fikri uyguladıklarını görmüştüm. Spartalılar yeni doğan bebekleri ayıklıyorlardı; güçsüz ve çirkin bebekleri öldürülüyor, güzel ve sağlıklı bebekleri yaşatıyorlardı. İnsanlığa sığmayan bir insanlık ayıbı…

Öjeni teorisini birçok ülke uygulamış. Mesela Hitler de kendi iktidarında Öjeni fikrini uygulamaya geçirmiş. Alman halkının içindeki akıl hastası, sakat, doğuştan görme engelli ve kalıtsal hastalıklara sahip olanları ölüm merkezlerinde toplatmış ve sonra da bu insanlar öldürtmüş. Almanya’daki kadar olmasa da benzer uygulamalar dünyadaki pek çok ülkede uygulanmış. Sağır, kör, akıl hastası olan insanlar kısırlaştırılmışlar. 1907 yılında Amerika’nın Indiana eyaletinde kabul edilmiş olan bir kanunla zeka özürlü, sağır veya körler zorla kısırlaştırılmışlar. Aynı tür bir yasa 1909’da Washington ve Kaliformiya’da da çıkarılmış ve elbette uygulanmış. Bu iğrenç yasa 1960’lara kadar ABD’nin birçok eyaletinde yürürlükte kalmış.(Bkz: Öjenik, Vikipedi)

Continue

Koltuktaki Harry Potter’lar ve sabır taşı!

Posted by Onur ALMIŞLAR in Medya / Reklam, Medyaloji, Yaşam

, , ,

[Bu yazı 14 Aralık 2011 Tarihinde Medyaloji.net'te yayınlanmıştır]

Harry Potter’ı çoğunuz biliyor olmalısınız. Joanne K. Rowling isimli İngiliz yazarın yarattığı fantastik bir roman karakteridir kendisi. Elinde sihirli değneği olan, büyücülük okulunda okuyan, maceradan maceraya koşan, gözlüklü ve sevimli çocuk… Harry Potter her ne kadar roman kahramanıysa da kendisine benzer bir sürü gerçek insan var dünyada, ülkemizde ve hatta evimizde. Yo! Harry’e benzeyenler evlerdeki çocuklar değiller! Harry’e benzeyenler biziz, sizsiniz, onlar. Hepimiz Harry Potter’ız! Zamanını televizyon karşısında geçiren tüm insanlar birer Harry Potter’dır. Televizyonu izlerken koltukta oturduğumuz için bizler Koltuktaki Harry Potter’larız! Koltuktaki Harry Potter tiplemesini biraz açayım ve bizim Harry Potter’la ne benzerliğimiz var, sabır taşı nedir, onu anlatmaya çalışayım.

Evimizin dışındaki dünya; yollar, ağaçlar, evler, insanlar, kuşlar, otomobiller, iş yerleri, mağazalar, lokantalar, kavgalar, kahkahalar, ağlamalar, hava, güneş ile evimizin içindeki dünya; odalar, halılar, kitaplıklar, çekmeceler, tablolar ve geriye kalan her şey gerçek dünyadır. Ama bütün bu gerçeklik televizyonu açana kadardır.

Continue

Sürüde kal, koyun kal!

Posted by Onur ALMIŞLAR in BirGün, Yaşam

, , , , ,

[Bu yazı 07 Aralık 2011 Tarihinde BirGün gazetesinde yayınlanmıştır]

Bazen iktidarlara haksızlık yaptığımızı düşünüyorum! Biraz düşününce, aslında onların haklı olduklarını bile çok net görüyorum. Bunu görmemek için çok akıllı olmak lazım. Bizler, iktidarların yönettiği insanlar ya da mecazi; daha çok muhaliflerin kullandığı anlamıyla koyunlar, çok güvenli bir hayat sürüyoruz. Sürüden ayrılmadıkça bizi ne kurt kapıyor ne de çakal. Gerçi çakal kapamaz bizi ama günümüz çakallarının çok zeki olduklarını ve kolektif bir şekilde hareket ettiklerini düşünürsek tedbiri elden bırakmamakta fayda olduğunu anlarız.

İktidarlar bizi kendilerinden çok düşünüyorlar. Bizim güven içinde yaşamamızı sağlamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Mesela bir sürü kolluk kuvvetleri var. İnsanlar evlerinde, sokaklarda ve işlerinde güven içinde yaşıyorlar. Neden yaşamasınlar; evlerinde dizileri seyrettikten, evden işe işten eve gittikten, etliye sütlüye karışmadıktan sonra neden güvende olmasınlar ki! Yok maaşlar azmış, yok sendika yokmuş, yok atama olmuyormuş, yok, yok… Sürekli itiraz, sürekli gösteri, sözde hak arama falan.

Continue