Haziran 2011

Blog Post

Binlerce dostum olsa yalnız kalmasam!

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm

Çocuklar için olan sesli bir hikâye kitabındaki şarkıda söylüyordu başlıktaki cümleyi. Bir çocuk için biraz fazla dostluk isteği ve biraz da fazla karamsar geldi bu cümle bana. Beş altı yaşındaki çocuk neden yalnız olsun? Olamaz mı? Elbette olabilir ama neden olsun. Çocuğun yalnızlığıyla ilgili düşüncelerime geçmeden önce şu bin dost meselesini düşünmek istiyorum.

Çocuk da olsan, genç de, yetişkin de, öyle binlerce dosta gerek yok ki zaten binlerce dost da yok. Hee, binlerce dansöz var o ayrı. Dost dediğin en fazla üç beş tane olur. Bin tane dostu olan kişi ya siyasi liderdir, ya şarkıcıdır, futbolcudur ya da çok zengin ve parayı etrafındakilere yediren birisidir. Böyle insanların dostu olmaz onlara verine ad başkadır, hayran, fanatik, yalaka ya da yiyici. Dostluk başka bir şeydir ve beş altı yaşındaki çocuk bunu bilmez. Çocukların oyun arkadaşı olur. Gözlemlediğim kadarıyla da iki çocuk birlikte oynarken çok iyidirler ama üçüncü ya da dördüncü bir çocuk diğer ikiliye katıldığında kavga çıkar, ortalık karışır ve o “dostluk” bir süre sonra “O top benim vermem” ile “Benim babam senin bananı döver”e gider. Gençler, yetişkinler, büyükler, yaşlılar dost olurlar, çocuklar dost olmazlar. Çocuklar öyle şeyleri bilmezler. Belki de bilirler, ben bilmem!

Zaten şu devirde bin tane dostun olsa sen yanmışsın demektir. Her bayramda, kandilde, yılbaşlarında hepsine cepten mesaj göndermen veya araman lazım ki o zaman da Göteborgla eşleşirsin. Şimdi önce kendi cep telefonun olmak üzere, çevrendeki insanların rehberlerinde kaç kişi olduğunu ve bunlardan kaçıyla sürekli görüştüğünü sor.  Diğerlerini sittir et, senin bile binlerce dostun yok. Telefon rehberindekilerin de en fazla 10 tanesiyle dostsundur. Diğerleri “eş dost”taki dosttur. Yani lafın gelişidir, gelişi güzeldir, güzel dostluklar vardı eskiden!

Çocuğun yalnızlığına gelelim. Tabii şarkıda ki isteği de bir derece mazur görmek lazım, çocuktur sonuçta! Ama istek bir derece de doğru ve acı bir gerçeği vuruyor yüzümüze. Şimdiki çocuklar çok yalnızlar be Atam! Anne baba işten gelince yorgun oluyorlar, çocuk da gün boyu ya bakıcıda ya da ninesinde kalıyor, e haliyle özlüyor anneyi babayı. Anne baba da yorgun gelince ve yapılacak işleri de olunca; gazete okumak, dizi seyretmek, komşuya gitmek vs. Çocuk yalnız kalıyor. Anneye babaya sarıyor çocuk, onların sevgisiyle boğulmak istiyor, beni sevin diye bağırıyor (misal), çığlık atıyor, dikkatlerini çekmeye çalışıyor ama ebeveynler çocuğun yalnızlığını “Tamam tamam, al telefonumla oyna! Allah canını almasın sus yeter?”, “Offf! Hadi git bilgisayarla oyna ama tuşlara yavaş bas”la gideriyor. Büyük ihtimalle o çocuklar içlerinden “Binlerce dostum olsa yalnız kalmasam” diyordur. Siz takmayın o şarkılara falan, en nihayetinde onlar çocuk işte?

Blog Post

Filiz delirelim mi?

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm

Ne gerek var ki, neden akıllı akıllı dolaşıyoruz etrafta? Siyasetle, ekonomiyle, medyayla, kültürle, tiyatroyla, sanatla, bilimle ve bilumum akıl gerektiren işlerle ilgilenip ne yapıyoruz? Manyak mıyız biz? Eğer manyaksak hemen kimlik değiştirelim ve deli olalım.

Misal kimse yarın işe gitmesin. Herkes şortunu, spor ayakkabısını giysin gelsin şehrin meydanına. Önce yüz kale maç yapalım, ardından tüm şehirdeki zillere basıp kaçalım, sonra bağa bahçeye dalıp erik çalarız. Deli olmadan önce biraz çocuk olalım.

Duvara bir kare çizelim ve içinden geçmeye çalışalım mesela. Ne bileyim? Boş havuza atlayalım elli metre yüksekten. Yüksekten korkan tüple dalsın hemen havuzun dibinden.

Belki şehre bir siyasetçi gelir bir miting olur, oraya gidelim. Coşkulu kalabalık olalım, ellerimizde bayraklar dalgalandıralım falan. Tam siyasetçi kürsüye çıkıp büyük bir iştahla “Sevgili hemş..” derken hobaa hepimiz meydanın dört bir yanına dağılalım. Apışıp kalsın orada tek başına.

Televizyonun ekranından bize seslenen ankermenleri şaşırtalım mesela. Herkes bulunduğu bölgedeki tv kanalının önünde toplansın. İlgili kanal tam canlı yayına girerken ve spiker haberleri heyecanlı heyecanlı verirken stüdyoyu basalım. Herkes donunu çıkarıp sallasın ekrandan ve herkes her yerdeki akrabalarına selam göndersin. Kameraları yumurta yağmuruna tutalım. Haberleri kaçıranlar tartışma programlarını bassınlar. Kalabalıklar tartışma programındaki tarafların arkasına kümelensinler. Herkes kendi tarafındaki tartışmacının “A” demesiyle, yok yok ağzından hangi harf çıkarsa çıksın hemen alkışlamaya başlasın. Ya da hiç tartışma yaptırmadan direk kulaklarına hep birlikte vuvuzela üfleyelim.

Gazetelerin matbaalarını basalım. Matbaanın ortasına binlerce fotokopi makinesi koyalım. Matbaayı basanlar tek tek kendilerinin fotokopisini çeksinler; isteyen kıçını, isteyen başını, sonra o fotokopilerden birinci sayfa yapalım. Üçüncü sayfanın içine sıçalım, sayfalar birbirine yapışsın ve kimse açamasın?

Ne bileyim işte Filiz! Akıllı olup kanser olacağımıza deli olup mutlu olalım. Ne dersin?