Ekim 2011

Blog Post

Kitap: Kapitalizm, yoksulluk ve Türkiye’de sosyal politika

Posted by Onur ALMIŞLAR in okuduğum

“Geremek’in deyişiyle, Ortaçağ avrupası’nın tarımsal medeniyeti içinde, sadece sadakayla geçinen bir kesimin varlığı büyük bir toplumsal rahatsızlık uyandırmıyordu. Aksine, yoksulların belirli bir toplumsal işlevi vardı çünkü onlar zenginlerin sadaka vererek ruhlarının selametini sağlamalarına vesile oluyorlardı” (Sayfa 25)

19. Yüzyılın liberal düşünürleri, sadakayı yeniden bireysel hayırseverlik alanına gönderiyor ve devletin bu işe karışmaması gerektiğini savunuyordu. Yoksulların, sadece hapishane benzeri kurumlara kapatılması ve zaman zaman ölümden beter bir hayatı kabullendikleri ölçüde yardım alabilmeleri öngörülmüştü” (Sayfa 27)

Sir Thomas More, Ütopya’nın toprak çitlemeleri ve tarım arazilerinin otlağa çevrilmesiyle ilgili gözlemlerini anlattığı birinci bölümünde, zenginlerin para hırsıyla yoksulların sefaleti arasındaki ilişkiden söz eder. Burada More, bu para hırsının “bir tek kiliseleri ağıl haline getirmediği kaldı” diye yazar. More’den günümüze kalan en meşhur cümlelerden biri de bununla ilgili: “Deniliyor ki bir zamanlar yumuşak başlı, ehli, pek az yiyen (yaratıklar olan) koyunlarımız, öyle obur, öyle vahşi bir hale gelmişler ki adamları yutmaya başlamışlar.

Koyunların otlak haline getirilen topraklardan itilen yoksul köylüleri yer hale geldiği bir toplumda, hırsızlığı adam asarak önlemenin imkanı yoktur.” (Sayfa 49-50)

Sivil toplumun güçlenmesi, demokratikleşme açısından istenilir bir şey. Ama yeni yönetişim modelleri çerçevesinde STK’lara verilen rol, devlet politikalarını etkileyen bir baskı unsuru oluşturmaktan çok, devletin üstlenmesi gereken sorumlulukların bir kısmını, projeler geliştirerek üstlenmek şeklinde tanımlanıyor.” (Sayfa 95)

Devlet-STK-özel sektör ortaklıkları bağlamında ortaya çıkan başka bir soru, STK’ların politik süreçleri etkilemek üzere siyasi yetkililer üzerinde baskı oluşturmak işlevinin, bu ortaklıklar çerçevesinde nasıl yerine getirilebileceğiyle ilgili. Devletin alanını özel sektörden ve STK’lardan ayırarak tanımlayan sınırların muğlâklaşmasıyla ortaya çıkan “postmodern” durum içinde, STK’ların siyasi aktörler olmaktan çıkıp idari mekanizmaların bir parçası haline gelmesi ve bu konumun devlet karşısında eleştirel tavır alışların önünde bir engel oluşturması çok mümkün. Eleştirel tavır alma imkânının bu şekilde daralmasının, sosyal hak taleplerinin dile getirilmesi açısından da bir sorun oluşturduğu görülebilir.” (Sayfa 95-96)

Şehit yetimi olmayan çocukların durumu ise iyice zor. Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren, İstanbul’da “metruk” çocukların sayısında artış, kamuoyunu epeyce meşgul ediyor. Bu bağlamda önemle tartışılan bir konu şu: Darülaceze anası babası olan çocukları, aile ne kadar zor durumda olursa olsun, kesinlikle kabul etmiyor. Bu yüzden bazı insanlar çaresizlik içinde çocuklarını, bulunup Darülaceze’ye götürülecekleri umuduyla, sokağa bırakıyor. Çocuklar bulunduğunda ise, çoğu zaman vakit çok geç oluyor!” (Sayfa 141)

Devletçi yönetimimizde, “sekiz on müessesenin” veya “birkaç hayırsever zenginin”, 6.000 aç çocuğun kaderini bir miktar değiştirebileceği inancıyla tekrarlanan bu suçlama ve taleplerin, devlet bütçesinin kullanımına yönelik olarak dile getirilmesini nasıl yorumlamak lazım? Doğal olarak, durumu normalleştirmek için, “devlet bütçesinin sınırları” ve “tamtakır hazine” ifadeleri kullanarak geliştirilen açıklamalara başvurulabilir. Tek parti döneminde, kaynakların kıt olduğu da, tartışılmaz bir gerçek. Ama burada söz konusu olan kaynakların kıtlığı değil, kıt kaynakların kullanımındaki öncelikler ve öncelikler sıralamasında aç çocukların yeri.” (sayfa 147-148)

Kitapla ilgili detaylar

Yazar-Ayşe UĞRA, Yayıneviİletişim Yayınları, İstanbul, 2008,

Satın alabileceğiniz bazı adresler: İdefix, Pandora, Kitapyurdu

Blog Post

Kitap: Düzene uygun kafalar nasıl oluşturulur

Posted by Onur ALMIŞLAR in okuduğum

Okulda insanlar imal edilir. Bu insan yapma sürecine eğitim denir. Geniş anlamda düşünüldüğünde; içerisinde doğduğumuz aile, sinema, televizyon tiyatro ve radyo ile gazete, kitap ve afişler de okul sayılır. Bir nevi bilgi iletmeye yarayan bütün yerler okuldur.” (Sayfa 7)

Bizi yöneten bu mekanizmanın en önemli dişlilerinden biri, bazı istisnai durumlar dışında, davranışlarımızı özgürce sergilediğimize inandırılmamızdır.”(Sayfa 9)

New-Yorklular köyler ve dış ülkelerden gelen konuklarına dünyanın en yüksek yapılarını gösterirler. Empire-State binasını sanki kendi mülkleriymiş gibi gösterirler. Gerçek, görülmeye değer bu yerlerin birkaç iş adamının mülkiyetinde olduğu ve gurulu New-Yorkluların diğer büyük batı şehirlerinde oturanlar gibi bu işverenler tarafından kent dışına sürüldükleridir. Konut ve arsa sahipleri ile emlakçılar, iş merkezleri apartmanlara oranla daha çok para getiriyor diye, binlerce insan şehir merkezindeki evlerini terke zorluyor. İşçi ve memurlar şehir dışına taşınmak zorunda kalıyor (buralara şimdi banliyö deniyor), çünkü Amerikan hükümeti de Alman hükümeti gibi arsa spekülasyonu yapanları korur. Günümüzde çalışanlar yaşamlarının 1/10’den fazlasını yollarda geçiriyor. Avcıya yem olanlar avcının mülküyle gururlanıyor. Çünkü, farklı bilgiler arasında ilişki kurmayı bilmiyorlar. İçerisinde bulundukları durumu/yaşam koşullarını değiştirilemez olarak görmeye alıştılar.” (Sayfa 14)

20 ila 40 yaş arasındaki bütün erkeklere hayatları karşılığında adam başı yarım milyon mark ödeneceğine dair bir anket yapılsa, büyük bir olasılıkla bir Alman bölüğü oluşturacak sayıda bile, hayatını satacak erkek çıkmaz. Bundan şu sonuca varabiliriz: İş ölüme geldi mi, insan çok düşünceli ve temkinlidir.

Gerçek ise, çoğu insanın hayatını karşılıksız verdiğidir. Vietnamlıların kurşunlarına hedef olmamak için Amerikan ordusundan kaçan askerlerin sayısı her yıl artıyor. Ama Vietnam’daki Amerikan savaşının başlangıcından beri ölenlerin sayısı bundan çok daha yüksektir. 1971 yılı başında ölü sayısı yaklaşık 50.000 kişiydi. Onların ölümüyle Amerika?da ne sığır eti ucuzlamış, ne Amerika?daki siyahların eğitim sorunu çözülmüş, ne de su ve hava kirlenmesi önlenmiştir. Yoksulluk içinde yaşayan Amerikalıların sayısı hala 30 milyondur. Aralarında ise bu katliamdan kazançlı çıkmış birini bulmak çok zor.

Buna karşın 50.000 Amerikalının ölümünden, başka bir yolla elde edemeyecekleri ölçüde kazançlar sağlamış olan kişiler var. Onların bu kazancı sağlaması için, 50.000 ölü olmasa da olurdu, 45.000 ya da 40.000 ölü de bu işi görürdü, ama ne var ki savaşta ölülerin sayısı düşman tarafından belirlenmektedir

Amerikan hükümeti savaşmak isteyince, özel silah tüccarlarına başvurur. Silah tüccarları askeri donatımı, her türlü silah çeşidini, araba, uçak ve gemileri işçilere ürettirir ve hükümete satar. Tüccarların silah satışını ve dolayısıyla kazançlarını arttırmaları açısından, asker ve erzak yüklü batmaları en iyi çözümdür. Buna Vietnam savaşında pek rastlanmaz. Fakat yol boyunca mayın tarlalarında kamyonlar sık sık havaya uçar. Bu, silah fabrikatörleri açısından çok iyidir.” (Sayfa 19, 20, 21)

Okul tüm önemli olaylarda hayatlarını kurtaracak olan ‘kimin yararına?’ sorusunu sormaya alıştırmadı onları. Tüm resmi öğretim tantanası onlara, onları yetenekli kurbanlık koyunlar yapmak dışında bir şey vermemiştir.  Kurbanlık koyun yetiştirmek, bu hayvanlar ezbere şiir de okusalar, asla bir kültürel başarı değildir.” (Sayfa 39)

insanların çoğu, düşüncelerinin kafalarının içinden çıktığını sanırlar. Oysa düşüncelerin dışarıdan içeriye girdiklerini bilmezler.” (Sayfa 53)

“Birkaç yıl önce New York matbaa işçileri 80 günlük bir grev yaptılar. Bu süre içerisinde New York şehrinde aşağı yukarı hiçbir gazete dolayısıyla da ilan çıkmadı. Bu grevin sonuçlarından biri de, dükkan sahiplerinin milyarlarca Marklık satış kaybından yakınması oldu. İnsanlar bu seksen gün boyunca satın almadıkları eşyalara hiçbir gerek duymamışlardı.

Bu, insanların reklam yoluyla ihtiyaç duymadıkları şeyleri almaya itilmelerinin tek kanıtı değildir” (Sayfa 57)

Kitapla ilgili detaylar

Yazar-E.A. RAUTER, Baskı-Kaldıraç Yayınevi, İstanbul, 2011, Eserin özgün adı- Wie eine Meinung in einem Kopf entsteht

Satın alabileceğiniz bazı adresler: İdefix, Pandora, Kitapyurdu