Blog Post

Kitap: Aylaklığa Övgü

Posted by Onur ALMIŞLAR in okuduğum

İnsanların tasarruflarıyla en çok yaptıkları şeylerden biri, tasarruflarını hükümetin birine ödünç vermektir. Çoğu uygar hükümetlerin kamu harcamalarının geçmiş savaşlar için yapılan ödemelerle, gelecekteki savaşlara hazırlıktan ibaret olduğu göz önüne alındıkta, parasını hükümete borç veren adam, Shakespear’deki katil kiralayan kötü adamla aynı durumdadır.” (S:10)

Çalışmanın genellikle tatsız bir şey olduğunu kabul edersek, insanın kendi ürettiğinden fazlasını tüketmesi adaletsizliktir. İnsan doğallıkla, mesela hekimlikte olduğu gibi, mal yerine hizmet sağlayabilir; ama ne olursa olsun, yediğine ve başını bir çatı altına sokmasına karşılık bir şey sağlamalıdır. Çalışmanın ancak bu kadarı bir görev sayılmalıdır; ama ancak bu kadarı.” (S:16)

Yüzyıllarca, zenginler ve zenginlerin çanak yalayıcıları “namuslu emek” üzerine övgüler düzmüşler, basit yaşayışı övmüşler, yoksulların cennete gitme olasılığının zenginlerinkinden çok olduğunu aşılayan bir dini öğretmişler ve genellikle, tıpkı kadınların cinsel köleliklerinden özel bir soyluluk kazandıkları fikrine erkeklerin onları inandırmaya çalıştıkları gibi, bedenleriyle çalışan işçileri, maddenin uzaydaki durumunu değiştirmenin onlara özel bir soyluluk kazandıracağı fikrine inandırmaya çalışmışlardır.” (S:18)

Mimarlığın en eski çağlardan beri iki amacı vardır: Birincisi tamamıyla yarar güden amaç, yani insanlara sıcaklık ve barınak sağlama amacı; öteki de siyasal amaç, yani, bir fikri insanların kafasına, o fikrin taştan ifadesinin göz kamaştırıcılığı yoluyla yerleştirme amacıdır.” (S:39)

Ufak bir azınlığın çoğunluk üzerinde iktidar sahibi olduğu her yerde, çoğunluğa egemen birtakım kör inançlar vardır ve bu inançlar iktidar sahibi azınlığa yardımcıdır.” (S:63)

İçinden Faşizmin çıktığı düşünce okulunun kurucularının hepsinde belirli ortak nitelikler vardır. Onlar iyiyi duygudan ya da algıdan çok, iradede ararlar; iktidara, mutluluktan çok değer verirler; kaba kuvveti kanıta, savaşı barışa, aristokrasiyi demokrasiye, propagandayı bilimsel tarafsızlığa tercih ederler.” (S:73)

Fotoğraf kaynağı http://www.openculture.com/

Dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu iki şey, Sosyalizm ve barıştır, ama bunların her ikisi de, zamanımızın en güçlü adamlarının çıkarlarına aykırıdır. Sosyalizme ve barışa götüren basamakları, geniş halk yığınlarının çıkarlarına aykırıymış GİBİ GÖSTERMEK zor değildir, bunu yapmanın en kolay yolu da kitle histerisi yaratmaktır. Sosyalizm ve barış tehlikesi ne derece büyük olursa, hükümetler vatandaşlarının anlıksal yaşayışlarını o kadar çok doğru yoldan çıkarırlar; zamanın iktisadi güçlükleri de ne derece büyük olursa, bu güçlükleri çekenler aldatıcı, sahte bir umut ışığı uğruna, ayartılarak anlıksal uyanıklıktan uzaklaştırılmaya o derece istekli olurlar” (S:85,86)

Faşizm de Komünizm de, bir azınlık tarafından halkın önceden tasarlanmış bir kalıba zorla sokulması girişimidir” (S:94)

Yazarların kendi değerlerini aldıkları parayla ölçmeleri zor bir iştir, hele kötü eserler çok büyük paralar getirirken yoksul kalmayı göze alarak iyi eser verebilmek olağanüstü bir karakter sağlamlığı ister.” (S:113)

Eski Yunan uygarlığının bizim uygarlığımıza gerçekten de üstün bir yanı olduğu doğrudur; bu üstünlük, eski Yunan polisinin yetersizliğidir, zira namuslu insanların önemli bir yüzdesi polisin bu yetersizliği sayesinde kaçıp kurtulabiliyordu” (S:137,138)

İster bir propagandist, ister bir saray soytarısı olarak hizmetini budala zenginlere satmaya razı olduğu sürece, modern entelektüelin yağlı bir kuyruk bulması, bol gelir sağlaması hiç de zor değildir” (S:148)

Hollywood, gerek zenginlerin zevklerini, gerek zengin olmak için benimsenmesi gereken yöntemleri gösterişiyle, gençlerin gözünde çağdaşlığın son sözünü temsil etmektedir. Öyle sanıyorum ki, sesli sinemalar çok geçmeden evrensel bir dilin benimsenmesine yol açacak ve bu evrensel dil Hollywood dili olacaktır” (S:155)

Bütün Batı uygarlığı dünyasında eğitim mekanizmasına iki törebilimsel kuram egemendir: Hıristiyanlık kuramı ile milliyetçilik kuramı.” (S:165)

Merhum F.W.Myers, bir yemek sofrasında yanındaki adama sorduğu soruyu anlatırdı. Mr. Myers adama, öldüğü zaman kendisine ne olacağı konusundaki düşüncesini sormuş, adam da soruyu duymamazlıktan gelmiş, ama ısrar edilince şu cevabı vermiş: “Şey, öyle sanıyorum ki, edebi mutluluğa erişeceğim; ne var ki, bu gibi tatsız konulardan söz açmamanızı tercih ederim.” Bu apaçık mantık tutarsızlığının nedeni, hiç kuşkusuz, dinsel inancın sadece bilinçli düşünce alanında var olup, bilinç dışı mekanizmaları değiştirmeyi başaramamış bulunmasıdır.” (S:175)

Bertrand Russell, Aylaklığa Övgü (In Paraise of Idleness) , Cem Yayınevi, 2.Basım, Haziran 2008

(Bertrand Russel’in görseli: Walter Hatke)

Leave a Comment

Your email address will never be published or shared and required fields are marked with an asterisk (*).

%d blogcu bunu beğendi: