Ekim 2012

Blog Post

83 Numaralı formayı giyen çocuk

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm, izlediğim, yaşadığım

O kadar ihtiyacımız var ki! Neye olduğuna siz karar vereceksiniz çünkü eğer bir şeye ihtiyacınız varsa bu sizinle ilgili. Benim de bir şeye ihtiyacım var ama ne olduğuna karar veremedim. Sanırım hayatımın istediğim şekilde olmamasının nedeni de bu kararsızlığım. Ne olacağıma, ne istediğime karar veremedim. Bazen kendimi havaya sıkılmış bir kurşun gibi hissediyorum; hedefsiz, denk gele, boşuna atılmış kör bir kurşun. Ben kararsızım!

Birçok şeye yeteneğiniz olabilir ve bunlarda başarılı da olabilirsiniz ama bu durum herkes için geçerli değil. Şu ana kadar yaşadıklarımdan -eğer yaşadıysam- anladığım en önemli şey şudur: Hayatta bir hedefiniz olacak ve o hedefte ilerleyeceksiniz. Dur şunu da yapayım, dur bunu da deneyeyim, biraz da bununla ilgileneyim derken bir bakıyorsunuz ki, yolun sonuna gelmişsiniz. Zaten yolun sonuna geldiğinizde pek fazla seçeneğiniz de kalmıyor. Elinizde hayal kırıklıkları, kolunuzda boşa geçen zamanlar, cebinizde üç kuruş, arkanızda bir ömür…

Ben kendimi hep büyük bir kıta gibi gördüm. O kadar güzel, o kadar muhteşemdim ki, mutlaka keşfedilmeliydim. Mutlaka bir gün bir Kristof Kolomb gelecek ve beni keşfedecekti. Zaman ilerledikçe anladım ki, ben keşfedilecek bir kıta değil, o kıtada yalnız başına kalan sıradan bir insanmışım. Ömür boyu kıtada tek başıma kalamayacağımı anladım. Keşfedilmeyi bırakıp o kıtadan kurtulmalıydım. Bir kağıt buldum önce, sonra bir kalem, sonra bir şişe. Kağıda bir şeyler yazıp şişenin içine koydum, sonra da şişeyi denize attım ve birisinin o şişeyi bulup bana geri dönmesini istedim. Bir gün o şişe geri geldi; içinde yazdıklarımı okuyan birisinin yazdıklarıyla. Sonra şişeye başka bir mesaj yazıp tekrar denize attım, bir zaman sonra şişe başka bir mesajla geri geldi. Sonra, bir şişe daha gönderdim uzaklara… Bekledim, çok bekledim ama şişe geri gelmedi. Sonra, şişeyi de, kıtadan kurtulmayı da bir kenara bıraktım, her şeyden vazgeçip, kıtanın kuytu bir köşesinde karamsarlığıma saklandım. Pes ettim, vazgeçtim, boş verdim.

Bir gün, karamsarlığıma sarılmış, hayata dön rüzgârından korunurken, başımın ucunda bir şişe gördüm. Önce gözlerimi ovaladım, uzun uzun şişeye baktım. Sonra üstümden atıp karamsarlığımı etrafıma bakındım. Her şeyden umudu kesmişken, vazgeçmişken, boş vermişken ve beklesem bile denizden gelmesini bekleyecekken şişenin, başucumda olması. Ama nasıl, kim, neden? Derken, yanımda; içinde yazılmış bir mesaj bulunan şişeyi bulmam bana güç, heves verdi, beni ateşledi. Yazmayı çok özlemişim!

Şimdi, bu yazıyı bu paragrafa kadar okuduysanız, haklı olarak “Tamam da birader, bu 83 numaralı formayı giyen çocuk nerede?” diye sorabilirsiniz. Şimdi o çocuğa geleyim. O çocuk, çok sevdiğim filmlerden birisi olan “Yenilmez/Invincible“in bir sahnesinde görünen çocuktur.

“Dikkat! Yazının bu bölümü film hakkında detaylar içermektedir (Spoiler)”

Vince Papale Philadelphia Eagles futbol (Amerikan) takımının ateşli bir taraftarıdır. Kendisi de gayet iyi bir oyuncudur ama profesyonel değildir. Philadelphia Eagles kötü günler geçirmektedir. Takım bir türlü istenen başarıyı elde edememiştir. Takımın başına yeni getirilen antrenör belki bir çözüm olacağını düşünerek takım için seçme yapılacağını ve bu seçmelere vatandaşların da katılacağını söyler. Vince Papale de bu seçmelere katılmayı düşünür. Vince Papale seçmelere katılacağı zamanlarda tıpkı Philadelphia Eagles gibi kötü günler geçirmektedir. İşsizdir, karısından boşanmıştır. Vince Papale seçmelere girer ve kazanır. Fakat seçmeleri kazanması takımda oynayacağını göstermez. Aslında kendisi de pek inanmamaktadır takıma girebileceğine. Takımla yapılan idmanlarda yaşadığı zorluklar, arkadaşlarının ve babasının işten çıkarılmaları, kendisinin işsizliği ve bir de bu saatten sonra futbol neyime, bana buradan ekmek çıkmaz düşüncesi Vince Papale’yi iyice karamsarlığa sokmuştur. Vince “haddini” bilip futbol rüyasını bırakmayı, bir iş bulmayı ve normal vatandaş gibi yaşamayı düşünmektedir. İşte bu umutsuzluğun içindeyken, tam vazgeçmişken, boş vermişken, pes etmişken, arabasıyla bir sokaktan geçerken, bir bahçede top oynayan çocuklardan birisi arabasının önünü keser. Çünkü top Vince Papale?nin arabasının önüne düşmüştür. Vince boş boş çocuğun topu almasını ve oynadıkları bahçeye dönmesini izlerken, çocuğun sırtındaki formayı görür! Çocuğun giydiği o forma Philadelphia Eagles formasıdır ve formanın numarası “83”tür. O numara Vince Papale’nindir. İşte o an Vince için her şey değişir. 83 numaralı formayı giyen çocuk Vince Papale’nin umudu olmuştur, O’nu gaza getirmiştir, heveslendirmiştir, umutlandırmıştır, ateşlemiştir. Tıpkı, karamsarlığının içinde yumak olmuş benim o şişeyi gördüğüm gibi.


“Spoiler sonu”

Bir Vince Papale olmasam da, O’nun kadar inanmasam da, başaramasam da, en iyi ve en sevdiğim şeyi yapmaya devam ediyorum. Yazmayı seviyorum.

Hayat, bazen, 83 numaralı formayı giyen çocukları çıkarıyor karşımıza. İyi de yapıyor. Onlara ihtiyacımız var! İyi ki o 83 numaralı formayı giyen çocuklar varlar, iyi ki umut var, iyi ki!

Teşekkürler Doğa!

Blog Post

Yapma be abi!

Posted by Onur ALMIŞLAR in yaşadığım

Hayattan, dünyadan, olup bitenden bu kadar kopabileceğimi hiç düşünmemiştim! Erkenden bırakıp gideceğin aklıma gelmemişti, çok üzgünüm!

Yeni bir işte çalışmaya başlamıştım, yaklaşık altı aydır kendimi bu işe adapte etmeye çalışıyorum. Bu altı aylık süre zarfında ne bir kitap okuyabildim, ne bir yazı yazabildim, ne düşünebildim, ne üretebildim, ne de seninle irtibata geçebildim. Bu o kadar acı bir durummuş ki, halimi görmeliydin abi! Senin bu alemi bırakıp gittiğini yaklaşık iki ay sonra bir blog yazısında okudum. Oysa kaç zamandır köşe yazdığın gazetenin internet sayfasına giriyor ama senin yazılarını göremiyordum. Hatta bugün de bakmıştım ama sen yine yoktun. O kadar yorgunum, zihnim o kadar karmaşık ki, iki dakikamı ayırıp “Acaba bu adam ne oldu?” diyemedim. Ölüm insanın aklına gelmiyor ya hiç!

Bu gece (10.10.2012) “Biraz zaman ayırayım da Google Reader’ımda ne var ne yok biraz okuyayım!” dedim. Öyle, sırayla, başlıklara bakarak ilerliyordum tek tek. Sonra, Trafolo’nun feedini geldim birden ve “Yurtsan” diye bir başlık gördüm. Gece yarısı çalan telefonun yaşattığı gibi bir his kapladı içimi. O yazıda bir acı vardı sanki; o “Yurtsan” sen miydin? Blogu açıp okumaya başladım korkuyla, önce yazarın bir arkadaşı sandım, herhangi bir Yurtsan diye düşündüm… Yazının içinde soyadın olmadığı için senin olduğunu düşünmedim, düşünmek de istemedim açıkçası ama bazı belirtiler vardı; internet, gazete vs. Sonra hemen Google’a ismini yazdım, inanamadım abi! Senin gittiğine, bundan haberim olmadığına inanamadım! Sana destek veremediğime, bir mail, bir telefon, bir mektupla da olsa yanında olamadığıma inanamadım!

Seninle oturup konuştuğumuzda söyleyememiştim, şimdi, geç olsa da yazmak isterim: Seninle tanışmak büyük onurdu abi!

Blog Post

Sınırda

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm

Yapabileceklerimizin sınırlı, yapmak istediklerimizin sınırsız olduğu bir yerdeyiz. İlk kim başarır bilmiyorum ama bir gün birisi çıkıp yapabileceklerinde sınır tanımayacak. Şu an için bizim yapabileceklerimiz sınırlı; maaşımızla sınırlı, sosyal çevremizle, ailemizle, babamızın işiyle, boyumuzla, kilomuzla, saçımızla, derimizin rengiyle, konuştuğumuz dille, tahsilimizle, kocamızla, eşimizle, çocuklarımızla, hükümetlerin, sermayenin ve ordunun isteğiyle sınırlı. Ama sınırlar ihlal edilebilir elbette!

Sınırı geçmek isteyen göçmenleriz biz. Bazı sınırlar tehlikesiz, bazı sınırlar çok tehlikeli, bazı sınırlar çok yakın, bazı sınırlar çok uzak. Nasıl olursa olsun değişmeyen şey her sınır kapısında güvenlik olduğu gerçeği. İşin ilginci ya da sınırlar ve göçmenler arasında kalan ilginç kitle, gerçekten çok ilginç! Sınırı koruyanlar sınırın “bir tarafı” adına oradalar ama aslında onlar da başka sınırları aşmak ve diğer tarafa geçmek istiyorlar ki asıl ilginçlik burada ortaya çıkıyor; o sınırlarda da güvenlik var ve o güvenliğin aşmak istediği sınırlarda da, da da, da da? Birbirine geçmiş, karma karışık bir sınırlar silsilesi bu; sınırlar, sınırın diğer tarafları, sınırı geçmek isteyenler, sınırın geçilmesine mani olanlar.

Her gün binlerce kişi güne uyanıp sınırı geçme kararı alıyor. Bazı kararlar sadece karar olarak kalırken bazı kararlar eyleme dönüşüyor. Eyleme dönüşen bazı karalar acıyla son buluyor, bazıları başarılı oluyor, bazıları başlamadan bitiyor, bazıları boşa geçen bir ömre dönüyor. Hoş, sınırı geçsen de değişen bir şey olmuyor çünkü bir süre sonra aslında yanlış tarafta olduğunu düşünüyor ve başka sınırları geçmeye çalışıyorsun. Neden? Neden bu kadar meraklıyız sınırları geçmeye? Belki de sınırların bu kadar cazip olmasının nedeni sınırların olmasıdır! Orada bir sınır var uzakta?

Sınırlı bir zamanı sınırsız sınırları geçmek için harcayıp gidiyoruz. Belki de yapacak başka bir şey yoktur, kim bilir!