Blog Post

Hayatın Sırrı

Posted by Onur ALMIŞLAR in hikayem

Sırrı o gün can sıkıntısından bunalmıştı! Bilgisayarın karışında oturmuş haber sitelerine bakıyordu “Ne kadar da iğrençler!” dedi. “Şunlara bak: Dün akşam yayınlanan eğlence programında kurbağalardan hücum botu yapıp jüriden üç evet alan adamın videosu var mesela, altmış ikiden tavşan yapmayı yetenek sayıyorlar”, “Görünce hassiktir diyeceksiniz!” başlığıyla verilmiş, sonra da foto galeri tarzıyla sayfalara bölünmüş zırvalar, mobesse görüntüleri, siyasi mastürbasyonlar, askeri güç gösterileri, zengin olma hayallerine giden yol tarifleri, nefret destekleyicisi, ırkçı diziler, hedef kitlesini aşağılayan, olmayanı kötüleyen reklamlar, safsatalar ve benzer iğrençlikler! Öfff!” Diyerek kalktı ve hemen uzaklaştı oradan. Balkona çıktı, önce biraz denizi seyretti, sonra bir sigara yaktı ve düşünmeye başladı: “Hayat bu mu lan?”

Bazen, Sırrı’nın aklına hayatın sırrıyla ilgili düşünceler geliyordu ama sonra “Ulan hayatın ne sırrı olacak ki!” diyerek bu düşüncelerini kafasından silip atıyordu. Yine de merak ediyordu; kimdi, neydi, bir şey miydi, nereden geldi, nereye gidiyordu ya da gidiyor muydu? Hani imkân olsa Tibet’e gidip keşişin birisine soracaktı ama “Kesin biliyordur ama bana söylemez! Söylese de ben dillerini bilmiyorum, anlamam!” diyerek bu düşüncesinden vazgeçti. Sigarasından derin bir nefes aldı, yavaşça ayağa kalktı, başını kaşıdı ve “Ulannn! Tibet’e gitmeme gerek yok ki, bizim Kamil dayıya sorayım, O kesin biliyordur!” dedi ve aceleyle evden dışarıya çıktı. Merdivenleri üçer beşer inerken “Sırrı!” diye bir ses duydu, aniden durdu, sesin geldiği yöne doğru baktı. İkinci kattaki komşuları Nurhan teyzeydi bu. “Efendim?” dedi, “Hadi ne diyeceksen çabuk de seni ihtiyar bunak!” dercesine bakarak! Nurhan teyze “Oğlum, merdivenleri öyle üçer beşer inme, düşersin maazallah!” Dedi.  Sırrı “Korkma bir şey olmaz!” diyerek merdivenleri üçer beşer inmeye devam etti. Tam birinci kata gelmişti ki, birden elektrik kesildi, Sırrı’nın ayağı kaydı ve paldır küldür yuvarlanmaya başladı. Ne talihsiz bir an!

Ama ne yuvarlandı ne yuvarlandı! Sırrı ne olduğunu anlayamadı, elektrik kesik olmasına ve her yerin karanlık olmasına rağmen yine de gözleri karardı, elleri, ayakları, kaburgaları, dişleri kısacası her yeri ağrıyordu. Dirsekleri ve dizleri kan olmuş, pantolonu yırtılmıştı. Hiçbir şey göremiyordu ama yazar tüm olup biteni görüyordu. Hafifçe toparlanarak kendisini oturur pozisyona getirmeye çalıştı. Ellerini dayayacak bir yer ararken eline bir şey geldi. Şöyle hafifçe yokladı eline gelen şeyi; bu bir ayakkabıydı. “Acaba kimin ayakkabısı?” diye düşündü. Sonra birden elektrikler geldi, Sırrı “Ananı!” diyerek oturduğu yerden zıpladı! Neden? Çünkü elinde İngiliz anahtarı olan, eli yüzü simsiyah, pos bıyıklı bir adam, korkutucu bir yüz ifadesiyle Sırrı’ya bakıyordu. Meğersem ayakkabı yalnız değilmiş, ayakkabının içinde birisi varmış. Sırrı’nın böyle korkmasına neden olan ayakkabının içindeki insan, apartmanlarının kalorifercisi İsrafil ustaymış! Sırrı kaloriferciyi tanıdı ve sonra “Hayırdır abi (ıghhh) [ağrılar dayanılmazdı] ne işin var burada?” diye sordu. İsrafil usta da “Kazana bakmaya geldiydim, elektrik kesilince kıpırdamadan durdum, düşerim diye korktum!” dedi. İsrafil ustanın cevabına karşılık “Hee tamam!” diyen Sırı’ya karşılık İsrafil usta “Senin ne işin var burada?” diye sordu. Sırrı da yazının başında yazdıklarımın aynısını anlattı. Şimdi o kadar şeyi tekrar anlatıp okuru sıkmaya ne gerek vardı?

İsrafil usta elindeki anahtarı yere attı, iki elini beline koydu, sanki kafasını yere değdirecekmiş gibi; geriye doğru eğilerek kahkahalarla gülmeye başladı ve “Demek hayatın sırrını arıyordun he!” dedi. Sırrı, İsrafil ustanın kahkahalarına ve söylediği söze biraz kızmış bir halde “Evet!” dedi. Kaloriferci İsrafil usta birden ciddileşti, yere diz çöktü, bir elini sırrının omzuna diğer elini de sırrının çenesine koydu ve “Bak Sırrı, hayatın sırrı, hayatın!” dedi. Sırrı anlamadı “Nasıl yani?” dedi. İsrafil usta “Hayatın sırrı sensin!” dedi ve o kelime oyununu tekrarladı “Hayatın sırrı, hayatın, Sırrı!” dedi. Sırrı derin derin İsrafil ustanın gözlerine baktı ve “Vay mınakoyim!” diyerek yavaşça ayağa kalktı. Artık ne Tibet’teki keşişler, ne de Kamil dayı umurunda değildi. İsrafil usta “Hadi, şuradan bir taksi çağıralım da seni hastaneye götürelim” dedi. İkisi beraber apartmandan çıktılar.

Onlar taksiyi beklerken ikinci kattaki Nurhan teyze balkondan onlara seslendi “Ben demiştim oğlum, merdivenleri öyle üçer beşer inme, düşersin maazallah!” [Bknz. ikinci paragraf].

Leave a Comment

Your email address will never be published or shared and required fields are marked with an asterisk (*).

%d blogcu bunu beğendi: