Blog Post

Ayin

Posted by Onur ALMIŞLAR in hikayem

Yetişkin insanlar evin salonunda toplanmışlardı. Herkes üçerli ve ikişerli gruplar oluşturmuş; kimisi dizilerden, kimisi maçlardan bahsediyordu, siyasetle ilgilenenler de vardı; niyeyse! Çaylar bardaklarda, çerezler tabaklarda, kah kahkahalar, kah bağırışlar arasında ilerleyen gecenin herkes için iyi geçtiği söylenebilirdi, biri hariç!

Evin hanımı “Evet, çayı biten var mı?” şeklindeki soruyu güler yüzle sorduktan sonra, salondaki insanlardan bazıları “Füüüüüüp! Hımmm! Evet lütfen!“, bazıları ise “Yok yahu bugün işyerinde çok içtik zaten!” şeklinde yetişkinsel isteklerini çayla ilgili duygu ve düşüncelerini belirtiler. Evin hanımı mutfağa doğru ilerlerken, salondaki kahkaha ve konuşma sesleri mutfağın kapısından dışarıya yayılıp gitti; tıpkı, misafirlerden birisinin mutfak masasının yanındaki sandalyede otururken içtiği sigaranın dumanı gibi; ne de pis kokuyordu şu zıkkım!

Evin hanımı çayları tazeleyip salona geri döndüğünde, salondaki insanlardan birisi “Yahu sizin çocuk nerede?” diye sordu. Birden herkes sustu! O ana kadar salonu dolduran gürültü kirliliği yerini ünlem işaretlerinin hijyenine bıraktı. Evin hanımı evin beyine, evin beyi önce evin hanımına, sonra salondaki misafirlere, sonra sağa, sonra sola, sonra tekrar sağa baktıktan sonra karş… Yok yok o kamu spotuydu yahu! Evin beyi sağa sola baktıktan sonra koltukların arkalarına, halı altlarına baktı ve “Harbiden nerede?” diye soruya soruyla karşılık verdi; hiç bir şeyden haberi olmayan ve genellikle kontrolü hanımına bırakmış sıradan ve göbekli bir ev erkeğinin yaptığı gibi. Salon da bir anda karıştı! Hayır hayır, cümle düşük değil, sadece salondaki çayların sesiydi o, misafirler hep birlikte çaylarını karıştırdılar, bir anda olunca öyle oldu yani, o yüzden “salon da karıştı” dendi o cümlede aslında. Kimse endişelenmemişti evin hanımından başka çünkü kimsenin pek umurunda değildi evin çocuğu! Misafirler mesela, mikine bile takmadılar, evin erkeği desen tasalanmadı bile çünkü çocuktu en nihayetinde ve gidecek yoktu başka yeri. Ya odasındaydı ya da odalardan birisinde uyuyup kalmıştı. “Seni sorumsuz seni!” dedi yazar içinden evin adamına ve hikâye devam etti.

Evin hanımı salondan ayrıldı ve bir süre sonra yüzünde gülücüklerle geri döndü salona. Sanki dünyadaki tek güzel an o anmışçasına gülümsüyordu. Salondaki yetişkinlere kısık bir sesle seslendi “Gelin gelin Allah aşkına bir bakın şuna!” Salondaki yetişkinler hep birlikte geldiler. E evin hanımı gelin demişti ya, o nedenle işte. Önde evin hanımı arkada yetişkinler sürüsü ağır adımlarla ilerlediler çocuk odasına. Evin hanımı hafifçe araladı kapıyı ve yetişkinler Dalton Kardeşler gibisinden kafalarının birazını çıkarıp baktılar odadan içeriye. Evin çocuğu yatağına oturmuş, sırtına duvara vermiş, dizlerinin üzerine bir yastık koymuş, ellerini birleştirmiş ve anlamsız çocuk şarkıları söylüyor, anaokulundaki arkadaşlarıyla konuşuyor gibi yapıyordu. Yetişkinler bu duruma karşı gerzek yetişkin gülüşüyle tepki verdiler. Ama içlerinden birisi “Yahu bu çocuk normal değil!” diyerek böldü gülüşleri. “Bu çocuğun içine cin girmiş!” diyerek kapıda dizilmiş yetişkinlerin tüylerini diken diken etti! Tüyleri diken diken olan yetişkinlerden birisi dikenciyi desteklercesine lafa girdi “Evet evet! Ben bir filmde görmüştüm, gerçi orada şeytan giriyordu çocuğun içine Amerikan filmiydi o, ama bizim buraların cini meşhurdur, olabilir, cin girmesi bu!” dedi. Diğer bir yetişkin lafa girmeye devam etti “Kesinlikle! Bu çocuk ayin yapıyor! Aman Allah?ım!” dedi. Bir önce lafa giren yetişkin “İşte bak mesela o filmde de Aman Tanrım! Diye tepki veriyorlardı” dedi anlamsızcasına ne saçmacasına, aman be! Yetişkinler topluca salona doğru kaçıştılar, onlar salona giderlerken diken diken tüyleri de onları takip etti. Hepsi salonda birbirlerine bakarak olayı değerlendirirlerken, birden evin kapısı çaldı!

Bırrrr! Herkes çok korkmuştu bu kapı çalmasına ve tüyleri diken diken diken oldu. Yani o sırada birisi “Böööö!” diye bağırsa altlarına sıçmayacaklarını kimse garanti edemezdi. Evin hanımı kapıya doğru gitti, kapının üzerindeki o güvenlik deliğinden dışarıya baktı! O anda salondaki yetişkinler de heyecanla ve sessizce ve ayrıca yutkunarak kapıda kimin olduğunu merak ediyorlardı. Evin hanımı salondaki yetişkinlere baktı ve “Kapıcı Cafer efendi!” dedi. Herkes derin bir oh çekti. Evin hanımı kapıyı açtı ve biraz önce yusuf yusuf yapan o değilmişçesine büyük bir cesaretle Cafer efendiye sordu “Hayırdır Cafer efendi?” Cafer efendi “Nursiye hanım, anahtarınızı kapının üzerinde unutmuşsunuz!” dedi. Evin hanımı “Hadi yaa! Ay çok sağolasın!” diyerek teşekkürlerini iletti. Ardından “Ya, Cafer efendi, sen bilirsin bu cin girme olaylarını. Bizim kız sanırım ayin yapıyor içeride, bir baksan” dedi. Cafer nereden bilecekse artık! Cafer efendi de her şeyi bilen Türk insanı edasıyla “Dur bi bakayım!” diyerek girdi içeriye. Görsen sanki cin işleri bakanıydı. Önde Cafer efendi, arkada evin hanımı ve onların arkasında da üç boy farkla salondaki yetişkinler çocuğun odasına doğru yola çıktılar. Çocuğun odasına geldiklerinde Cafer efendi kapıdan şöyle bir baktı içeriye doğru. Sonra kahkahalarla gülmeye başladı ve “Yahu ne ayini, ne cini! Bu çocuk yalnızlıktan kendi kendine oyun icat etmiş oynuyor!” dedi. Yetişkinler “Hönk!” diyerek şaşırdılar bu cevaba. Cafer efendi devam etti “Ulan, asıl ayini siz yapıyorsunuz, televizyonun karşısında, mağaza önlerinde, oto galerilerin içinde kendinizden geçiyorsunuz, böyle ev gezmelerinde veya gezmeye gitmediğiniz zamanlarda da evde çocuklarınızı yalnız bırakıyorsunuz!” dedi. Yetişkinler “Ama Cafer efendi, çocukların her şeyleri var ya; bebekleri, bilgisayarları, telefonları, odaları! Daha ne yalnızlığı?” diye sordular. Cafer efendi sustu, bir elini kirli sakalına götürdü, biraz kaşıdı. Cafer efendi o an o kadar susmuştu ki, sakalının kaşıntı sesi (Bknz. hırş hırş) tüm evde yankılandı. Sonra devam etti konuşmaya “Evet, şimdiki çocukların her şeyleri var ama hiç kimseleri yok!” dedi. Sonra da “Çöp neyin var mı abla?” diye sordu. İnce, kısık ve titrek bir “Y..o..k!” cevabından sonra olay mahallinden ayrıldı.

Herkes şoktaydı çünkü indirim vardı. Evin hanımı şokun etkisiyle kapıyı yavaş yavaş kapatırken bir el girdi kapıyla kasası arasına. Javıs filmindeki müzik çalmaya başladı birden, herkes yine diken diken olmuştu tüylerinden ki, Cafer efendi seslendi kapı aralığından kafasını uzatarak “Abla geçen ayın aidatını da vermediniz, bir ara geçerken bırakırsınız, vallaha yönetici de bana kızıyor sonra” diyerek geldiği gibi gitti.

Leave a Comment

Your email address will never be published or shared and required fields are marked with an asterisk (*).

%d blogcu bunu beğendi: