Aralık 2016

Blog Post

İyi derecede İngilizce bilen…

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm

Profesyonel bir işsiz olarak işimin bir parçası olarak sabah, öğlen ve akşam iş ilanlarına bakıyorum. Dün bir iş ilanına bakarken “İyi derecede İngilizce bilen” aranan özelliğine denk geldim ki bu çok aranan bir özellik. Ama  ilk başta normalmiş gibi gelen bu özelik şimdilerde bana biraz garip gelmeye başladı. Neden? Yani, ne bileyim, hangi firma “Çat pat İngilizce bilen” diye ilan verir ki! Belki de vardır, hiç araştırmadım ama İngilizce ya biliniyordur ya da bilinmiyordur. Derdini anlatacak kadar İngilizceyi dertli olanlar kullansınlar ama bir firma “İngilizce bilen” birisini arıyorsa bu kişi İngilizce biliyor olmalı. Acaba “Derdini anlatacak kadar İngilizce bilen” ilanı da var mı? Aslında düşündüm de, bir dizide çat pat İngilizce bilen biri canlandırılacaksa, o rol için böyle bir ilan verilebiliyordur falan.

Bir de bu CV doldururken “İngilizce seviyesi” diye bir bölüm var. Genellikle başlangıç / orta / ileri düzey gibi seçenekler var. Kime göre başlangıç? Bir İsveçliye göre mi orta? Babaanneme göre mi ileri? Saçma oldu! Olsun.

İngilizceyi öğrenemediğim için kendime kızgınım! Derdimi anlatacak kadar bir şeyler yazmak istedim.

Blog Post

İşsiz insan ne yapar?

Posted by Onur ALMIŞLAR in yaşadığım

DİKKAT BU YAZI BOL MİKTARDA IVIR ZIVIR İÇERİR

Tüm işsizleri inceleme fırsatım olmadığı için kendi işsizliğimi ve yaptıklarımı yazıyorum. Bir kere çok pişman olur. Keşke şu konuda uzmanlaşsaymışım der durur. Çünkü belirli bir konuda uzmanlaşamayınca iş arama sırsında çok zorluk çeker. Neden? İş ilanlarına bakarken yapmak zorunda olacağı değil de yapmak istediği mesleklere bakar. Mesela; grafik tasarım, gazetecilik, öğretmenlik, reklamcılık vs. Ama bu konuların hiç birisinde uzmanlaşamamıştır. O zaman hangi iş ilanına bakması gerektiğini bilemez. Ne kadar diploması, sertifikası olursa olsun, diploması veya sertifikası olmayan işleri seçmek zorunda kalır. Firmalar az da olsa deneyim ararlar. Ama bu deneyim bende yoktur.

Kısaca okul ve iş tecrübelerimden bahsedeyim. Çocukken hepimize “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorarlardı. Çocukluğun verdiği hayal gücüyle çoğumuz “Astronot” falan diye salardık. Bazı çocuklar (o zamandan belliler bunlar) gerçekçi davranıp, ulaşabilecekleri meslekleri seçerlerdi. Yani tabi bazıları ailesinin meslekleriydi. Benim ailemin belirgin bir mesleği yoktu. Diplomasız ve sertifikasız yapılabilecek mesleklerdendi. Aslında benim hayalimdeki meslek öğretmenlikti. Bu kararımı beşinci sınıftayken vermiştim. Üçüncü sınıfların öğretmenleri o gün gelmemişti ve öğretmenimiz sınıfımızdan birisini üçüncü sınıflara göz kulak olmak için gönderecekti, beni seçti. O gün sınıfta saygı gördüğümü, o küçüklere bir şeyler öğrettiğimi ve beni dinleyip dediklerimi uyguladıklarını gördüğümde bu işi yapmak istediğimi düşünmüştüm. Neyse…

17878955553_527950becd_z

Meslek lisesi okudum, elektrik bölümü. Ailem “İleride üniversiteyi kazanamaz zaten mesleği olsun” diye oraya gönderdi. Ama benim resim yapmaya yeteneğim vardı, ortaokul hocam “Ailene söyle seni güzel sanatlara yollasınlar, çok yeteneklisin” demişti ama ailem pek sallamadı. Lise bitti, elektrik teknisyeni unvanını aldım. Sıra geldi üniversiteye. Herkes bir yerleri kazandı, ben kazanamadım. (Aslında elektrik hiç sevmediğim bir meslekti, yani yapmak istemiyordum. Zar zor mezun oldum zaten.) Ek kontenjan başvurularından iki yıllık elektrik teknikerliği bölümü kazandım ve sırf üniversite okumuş olmak için gitmek istedim. Çünkü tüm arkadaşlarım bir yerlerde okuyorlardı ben öyle boynu bükük kalmıştım. Neyse, zar zor yüksekokulu da bitirdim ve elektrik teknikeri unvanını aldım. Bu unvanlarla ilgili hiç bir işte çalışmadım. Okul hayatı bitti, askere gittik, geldik ve hayatla yüzleşme zamanı. İş bulmam lazım çünkü evleneceğim. Ama nerede çalışacağım? Diplomalarım var ama uzmanlığım yok (isteğim de yok). Bir kaç iş denemesi yaptım; danışma, ön muhasebe, web tasarım vs olmadı olmadı. Bir işte en fazla bir yıl çalıştım. Sadece web tasarım işinde üç yıl çalıştım o da kendi işim diye ama daha önemlisi çok seviyorum diye. Tasarım işleriyle uğraşırken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordum. Zaman bana yetmiyordu. Bazı zamanlar uyumadan ertesi güne devam ediyordum ama bu beni hiç yormuyordu. Sonra çürük tasarımcıı olduğumu; insanlara kaliteli, profesyonel hizmet veremeyeceğimi anlayınca o işleri de bıraktım. Tabii bu işlerin merkezine uzak bir yerde yapmaya çalışıyordum çalışmalarımı; ne yardım alabileceğim birileri, kendimi geliştirebileceğim ortamlar yoktu, sadece internet. Ama bahane üretmeye gerek yok!

Sonra direksiyon usta öğreticisi sertifikası aldım. Ve yeni unvanım direksiyon hocası oldu. En çok bu işi yaptım ve en çok bu işte tecrübelendim. Daha sonra AÖF’de sosyoloji bölümü açıldığını öğrendim ve başvurdum. Sosyoloji okudum ve yeni unvanım sosyolog oldu. Açıktan olduğu kadar işte… Daha sonra formasyon alabildiğimizi öğrendim ve pedagojik formasyon aldım. Artık yeni unvanım öğretmen olmuştu. İnsan bir hayalinin ucunu yakalayınca bırakmak istemiyor. Yani hayat bana daha önce sırtını döndüğü bir konuda şimdi kucak açmıştı ama bu kez de kpss sınavına girip yüksek puan almak lazımdı ama çok yüksek. Felsefe öğretmeni hem alım olarak az hem de sınava grenler çok yüksek puanlar alıyorlar. E şimdi sabah işte çalışıp, akşam çocukların derslerine yardım edip, çocukları uyutup, saat 22:00’den sonra ders çalışmak ve bu şekilde sınavı kazanmak çok zor. Zaten saat 22:00’den sonra uyku basıyor, günün yorgunluğu, kafanın doluluğu… Yine bahane bulmayayım çünkü nice insan bu sınava çok zor şartlarda giriyor, kadınlar var çocuk bakıyor, yemek yapıyor, çamaşır, bulaşık, bir sürü iş güç. Ama bana zor geliyor yani.

Velhasıl kelam, bir gün işsiz olarak ortada kalınca, uzmanlığın da yoksa, hele ki yaşın otuz sekiz olmuşsa ne yapacağını şaşırıyorsun. İşsiz insan ne yapar? Her gün iş ilanlarına bakar ama kendisine göre bir iş bulamaz. İnternetten para kazanma yolları arar, yapmak istediği işle ilgili sağa sola cv bırakır; belki birisi döner diye. Strese girer, uyur, sigara içer, internette zaman geçirir. Önce kitap mı yazsam der, sonra fotoğraf mı çekseme gelir, yok yok şiir kitabımı çıkarayım der. Yurtdışına çıkmanın yollarını arar, burada uzmanlığı yokken oralarda ne bok yiyeceğini düşünür. Bu kadar çok diploma ve sertifikası olmasına rağmen bir iş bulamadığı için kudurur, sonra diploma mı iş yapıyor der sakinleşir. Sabah programı izler, sıkılır, iş ilanlarına bakar, strese girer ve uyur. Kalkar şehri dolaşır ve kendine göre uygun bir iş arar, bulamaz. Olmadık hayallere kapılır, sihirli bir değneği olan peri gelecek sanır, piyango oyunlarından para çıkacak, böyle bir şeyler olacak hissediyordur ama bir bok olmaz. O beklediği an hep gelecekmiş gibi düşünür vs vs.

Ama sanırım işsiz ve çaresiz insan yaratıcı olur. Kendisini bu kuyudan çıkarmanın yollarını arar. Umarım…