Mart 2017

Blog Post

Yapay zekanın ne kadarı zeka?

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm

Yazıyı okumaya başlayanları burada hemen uyarayım; derin bilgiler falan yok bu yazıda. Öyle günlük hayatta aklıma takılan konuları yazıyorum . Çünkü aklıma takılanları konuşacak kimsem yok. Günlük hayatımda genellikle “5. Kattaki aidatı ödemedi!”, “Bak şu pisliğe sinyal vermiyor!”, “Aa! Bu kız geçen o çocuğa talipti şimdi bu çocuğa mı talip?”, “Yuh salatalığın kilosu 8 lira mı?”, “Ozalitler hazır mı?”, “Yemekte ne var?” benzeri konu ve tartışmalarda geçiyor. Günlük hayatımda sürekli zaman geçirdiğim beş kişinin genel günlük hayat profili bu. Hani öyle diyorlar ya; en çok zaman geçirdiğin beş kişiye benzersin diye…

Günlük hayatımda bilim ve teknolojiyle ilgili beslenebileceğim insanlar yok çevremde ama internette [1], [2], [3], [4], [5], [6], [7], [8], [9], [10] gerekli besinler mevcut. Daha da fazlası var elbette (daha fazlasını iste). Takip edebildiğim ve doğal zekamın elverdiği seviyede edindiğim bilgileri düşünüp yorumlamaya çalışıyorum. Şu sıralar yapay zekaya takıldı kafam.

Günlük hayatımda iç içeyim ama benimkisi  50 Cent’in şarkısındaki vitrin alışverişçiliğinden öte değil. Yani beşi çıkmış, altısı geliyor, sendeki yedi mi? Şu kadar kredi çeksem… Sahip olmak istiyorum, en yenisine, en teknolojik olanına…

Aslında ilk yapay zekayla tanışmam Botego ile olmuştu. İlginç bir deneyimdi. Peki nedir bu yapay zeka? İnternette Wikipedi’ye baktım, şöyle diyor:

“Yapay zekâ, bir bilgisayarın veya bilgisayar kontrolündeki bir robotun çeşitli faaliyetleri zeki canlılara benzer şekilde yerine getirme kabiliyeti… Yapay  zekâ çalışmaları genellikle insanın düşünme yöntemlerini analiz ederek bunların benzeri yapay yönergeleri geliştirmeye yöneliktir…”

TDK’na göre yapay:

“Doğadaki örneklerine benzetilerek insan eliyle yapılmış veya üretilmiş, yapma, suni, doğal karşıtı”

Bu tanımlamalardan ve yapılan çalışmalardan; yapay zekanın insanı taklit eden bilgisayar programlarına dendiğini anlıyorum. Yani bir telefon, bir bilgisayar ya da şekli bize tanıdık neye benzetildiyse o, ama çekirdeği bilgisayar programı; amacı bizi taklit etmesi. Bizim gibi konuşacak, hareket edecek, düşünecek!

Ama yapay zeka dendiğinde; filmlerde, dizilerde özellikle ki benim kafamdaki yapay zekayı da şekillendiren bu materyaller oldu, kendi kendisine bir şeyler yapabilen programlar gösteriliyor. Siz belli temel kodları veriyorsunuz, program kendisini geliştiriyor ve kararlarını kendisi veriyor. (Bu yazıyı yazarken şu haberi gördüm) Ben ilk başta bir asansörü de yapay zeka olarak düşünmüştüm. Yani kontaktörler sayesinde verilen komutu yerine getiren basit bir program. Ama yapay zekanın anlamına bakınca, asansörün bizim neyimizi taklit ettiğini bulamadım, o zaman da asansörün yapay zeka olmadığına karar verdim.  Yanlış düşünmüyorsam durum bu sanırım.

Film ve dizilerdeki yapay zekalar gerçekten yapay zeka. Ama taklit etme bittiğinde, yani kendi kendine düşünmeye başladığında hala adları yapay zeka mı olacak? Şimdi taklit yapıyorlar fakat ileride kendileri olacaklar büyük ihtimalle. O zaman birer kişilikleri olacak. O zaman neler olacak?

Şimdiki yapay zekanın yapay olduğu açık. Ama “zeka” demek için çok erken diye düşünüyorum. Sevgiler…

İzlediğim bazı dizi ve filmler

Yapay zekayla ilgili hiç mi kitap okumadın? Hiç!

Blog Post

İstasyon

Posted by Onur ALMIŞLAR in yaşadığım

Yetişkinlikten sonra hayatta karşılaştığım en zor soru “Mesleğiniz nedir?” oldu. Bu soruyu cevaplamaya çalışırken en az otuz saniye düşünüyorum! Sahiden, benim mesleğim ne? Belgelerle konuşursam mesleklerim; direksiyon usta öğretici, motor usta öğretici, trafik usta öğretici, elektrik teknikeri, sosyolog ve felsefe öğretmeni. İçlerinden sadece direksiyon usta öğreticilik işinde ustalaşabildim. Altı yıl direksiyon dersi verdim.İlk yıllarda severek yaptım ama sonra Türkiye’de trafik, trafikteki saygısızlar… Bıraktım.

13152373425_e66106330c_z

Şimdi ne iş yapıyorum? Mimari proje çizimi. Hah! Al bakalım. Bence benim sorunum bir alanda uzmanlaşamamış olmam. Ya da hayat ve ülke şartlarının buna izin vermemesi (sorumluluk alma hiç sen!). Şimdiki aklım olsa (her yanlış trene binenin henüz istasyona gelmemiş gençlere dediği gibi) bir alanda uzmanlaşırdım. Mesela berber olmak isterdim. Belki çoğu insan gıcır gıcır giyinip, modern ofislerde işler istiyor. Bence önemli olan bir alanda uzmanlaşmak, işini sevmek (sevdiğin işi yapmak) ve mutlu olmak. Bir berber bir yakalıya (mavi, beyaz, pembe) gel bu ay sana borç vereyim demiş, der. Der abicim! Bir berber bir banka çalışanından daha fazla kazanır! (yakanın pozisyonuna göre değişir, genel başlangıç seviyesi yakalar için diyorum).

Elbette önemli olan para kazanmak değil (önemli olan pazar kazanmak), işini sevmek ve işinde uzmanlaşmak. Ama bunun için de önceden hedef koymak lazım. İnsanın kendisini tanıması, ne istediğini bilmesi lazım. Yeteneklerinin, ilgi alanlarının ve enerjisinin farkında olması lazım. Bazı kişilerden; eş, dost ve çevremizdeki müsait kişilerden destek almak lazım. Eğer kendimizi tanırsak, yönümüzü belirlersek ne iş olursa olsun mutlu oluruz (yani filmde öyle oluyordu)

Bazen insan fantastik şeyler düşünüyor. Mesela mesleği fotoğrafçılık olsun istiyor. Tamam, kimi zaman etrafımızda o hayalini kurduğumuz işe (ama bize uymayan) uygun materyaller ve ortamlar mevcut oluyor ama bir türlü hayalimiz olmuyor. Çünkü fantezi ile gerçeği ayıramıyoruz. Hangisi işimiz olmalı hangimiz hobimiz olmalı ayırt edemiyoruz. Hedeflerimizi nişanlarken gerçekleri her zaman yanımızda bulundurmamız lazım.

Benim için geç oldu (hiç bir zaman geç değil), 38 yaşında hedefimi koydum. Artık kpss kovalamıyorum. Benim mesleğim proje çizmek olacak. Bu işten zevk alıyorum. Aslında daha önce yaptığım bir işe çok benziyor; şimdiye kadar zevk alarak yaptığım tek iş web tasarım idi. Ama o da olmadı (neden?).

10352770814_3b09993bed_z

Mimari proje çizmek web tasarım yapmak gibi. En azından benim için öyle. Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor, iş yaparken dünya ile bağlantım kesiliyor. Normalde “iş bitse de eve gitsem” derdim (sen de dersin, işini sevmeyen herkes der), şimdi böyle bir şey aklıma bile gelmiyor. İşimi seviyorum.

Umarım, henüz tren istasyonuna gelmemiş olan genç yolcular, gerçekten nereye gitmek istediklerini bilerek gelirler. Tren kaçmaz! Treni kaçırmak önemli değil! Hem nereye gideceğini bilmiyorsan, kaçan trenin ne önemi var? Önemli olan nereye gideceğinizi bilmek! Nereye gideceğinizi bilirseniz koşarak, yürüyerek, gerekirse sürünerek de gidersiniz.

Bol şans…

Blog Post

Organik yumurta organik mi?

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm

“Yarım kilo yoğurt, iki ekmek, on yumurta.”

Bakkalların içerisinde hissedilen nemlenmiş bisküvi kokusunun içinde duyulan bu ses… Hey gidi günler! O zamanlar sadece isterdik; iki tane, yarım kilo, yüz gram vs. Şimdi istemeden önce “Organik mi?” diye soruyoruz. Bugün markette yufka alırken, arkamdan bir ses “Organik mi bu yumurtalar?” diye sordu önümdeki market çalışanına. Çalışan da “Şu şeffaf kutudakiler organik abi” de cevap verdi. O an daha önceden de düşündüğüm gibi düşündüm yine “Organik mi?” Yani ne bileyim! Organik mi kaldı?

Organik/Organik gıda için TDK:

“Doğal yolla yapılan”.

Wiki:

“Organik gıda, en basit anlatımıyla tarım ürününün işlenmesinde, yetiştirilmesinde hiçbir kimyasal madde kullanılmayışıdır. Bunun yanında genetiği değiştirilmemiş ürünler de bu isimle anılır. Tarım ürününü yetiştirmek için hiçbir tarım ilacı ve yapay ürün kullanılmaz. Eğer üretimde yapay herhangi bir yardımcı madde kullanılırsa bu ürünler organik ürün olmaktan çıkar. Dünyada gelişmiş ülkeler de bu sorun büyük oranda çözülmeye doğru gitmiştir. Bu konuda denetimi kabul eden şirketler organik ürün sertifikası almaktadır. Ürünlerini doğal ürün, organik ürün adı altında satmaktadırlar.”

Marketteki insan:

“Bunlar organik mi?”,”Organik yumurta var mı?” diyor.

fresh-white-copy-dinner-food_1253-326

Ben:

Marketteki insanın demek istediği organiklikte organik bir şey yok diyorum. Neden diyorum? Mesela yumurta, TDK’ya göre organik çünkü yumurta doğal yolla yapılıyor. Tavuk yumurtluyor. Laboratuarda yapılmıyor (İleride belki de laboratuarda yapılan yumurta köyde tavuğun yaptığından daha organik olacak). Ama marketteki insanın organik anlayışı “Yahu bunlar fabrikadan mı, yoksa köyden mi?”, “Katkı maddesi var mı, yok mu?”. Yani yumurta bu ne katacaklar içine, Kinder mi bu tavuklar?

Yaşadığım yerden örneklendireyim. Rize’nin köylerinde tavuklar var. Bu tavukların yumurtaları organik mi? Bence değil! Buralarda tarım ürünü olarak çay var. Çaya organik olmayan gübre atılıyor. (Kalkacak o gübre ama iş işten geçti) Bu insanlar köylerine organik olmayan araçlarla çıkıyorlar. Köye gidenlerin çoğu (bazı köylerde hala köy yaşamı olsa da) yoğurdu, sütü, yağı şehirdeki büyük marketlerden naylon poşetlerde alıyorlar. Televizyon, internet, cep telefonu yanlarında var. Organik olmayan çöplerini köye bırakıyorlar. Yani organik olmayan bir köy hayatı var. İnsanlar da organik değil, bu ortamda yumurtlayan tavuk nasıl organik? Belki tarıma ilk geçildiği, tavuğun ilk evcilleştirildiği zamanlarda organiktiler ama şimdi organik olması zor, diye düşünüyorum. Çok ta takmıyorum ama düşünüyorum ara sıra. Dedem dese, köyden gelse “Al oğlum bak bu organik yumurta!” çok şey yapmam yani, önemsemem.

Şimdi İnstagram, Twitter veya Facebook  profillerimiz gibi sahte her şey. Markette bir sepete biraz saman, yumurtalara biraz toprak ve bok sürdün mü tamamdır. İçimiz rahat olsun yeter! Organik ayol!