Blog Post

The White Door

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm, oynadığım

, , , , ,

Zombi kesmekten, yaratıklardan saklanmaktan nefessiz kaldık. Silah arayıp rakipleri vurup saatler harcadık, devasa haritalarda koşturduk durduk, üç boyutlu muhteşem animasyonlar izledik ve aksiyon dolu maceralara atıldık. Şimdi durulma zamanı. Şimdi White Door zamanı. Beyaz kapıyı açacak, içeriye girecek ve bu gizemli dünyayı keşfedeceğiz. The White Door son zamanlarda oynadığım en ilginç oyundu.

The White Door’un konusu ne?

The White Door’da Robert Hill isminde bir karakteri oynuyoruz. Robert Hill hafızası zarar görmüş bir şekilde bir akıl sağlığı tesisinde uyanıyor. Bu tesiste günlük olarak yapılması gereken işler var; kahvaltı, kişisel bakım, zihin egzersizi, sağlık görevlisiyle görüşme, “eğlence” ve uyku. Amacımız rutinini takip ederek, Robert Hill’in hayallerini keşfetmek ve anılarını hatırlamasına yardımcı olmak.

The White Door nasıl bir oyun?

Daha önce Rusty Lake yapımı bir oyun oynamamıştım, The White Door ilk olacak. İkiye bölünmüş ekranıyla, siyah beyaz renklerin hâkim olduğu, karikatür tarzı kalem çizimleriyle oluşturulmuş karakterler ve ortamların yer aldığı; bazılarının bizi çok zorladığı çözmemiz gereken bulmacaların bulunduğu, oyun dünyasında Point&Click diye adlandırılan ve mouse tıklamaları ile oynadığımız ilginç bir oyun. Bulmacaları çözdükçe ilerliyor ve hikâyeyle ilgili detayları öğreniyoruz.

The White Door ne anlatıyor?

İtiraf etmeliyim ki oyunu bitirdikten sonra “Olay ne?” diye kendi kendime sordum ve The White Door’un ne anlattığını çözemedim. Oyunun sırlarla dolu olduğunu belirtmek istiyorum. Oyunu bitirmiş olsam da oyunda hala gizli kalan sırlar var ve bunları çözemedim. Oyunu oynayanlardan duyduğuma göre The White Door Rusty Lake’in daha önceki oyunlarıyla da bağlantılıymış. The White Door’u oynadıktan sonra firmanın diğer oyunlarına baktım. Rusty Lake oyunlarında ilginç bir hava var. Diğer oyunları da en kısa zamanda oynamak ve Rusty Lake evreninde çılgınca gezinmek istiyorum. Önceki oyunları oynamadığım için Robert Hill’in hikâyesinin tam olarak ne olduğunu anlayamamış olmam normal belki de!

Oyunun kasvetli bir havası var. Renklerin sadeliği, sessizlik ve Robert’in konuşmalarındaki durgunluk… Acaba sadece Robert Hill mi hafıza kaybı yaşıyor? Bizler günlük rutinimiz içinde neleri, kimleri unutuyoruz veya hatırlamaya çalışıyoruz? Bu soruları düşündüm! Aslında koca bir evrende yaşıyor olsak da hepimiz belli bir çap içinde hapsolmuş ve o çap içindeki günlük rutinlerimizi yapan, her günü bir öncekine benzeyen, insan olduğumuzu, yaşadığımızı, sevdiğimizi, sağlığımızı ve birçok şeyi unutmuş Robertlarız. Bilemiyorum; saçma da olabilir ama The White Door’u oynadıktan sonra bunları düşündüm. Acaba o beyaz kapının ardındaki biz miydik? Bu oyun zihnimde bir delik açtı ve o delikten günlerce dışarıya sızan düşüncelerim oldu.

The White Door harika bir oyun. Oyunun sizi içine çeken bir ilerleyişi var. Bir sonraki gün neler olacak diye merak etmeden duramıyorsunuz. Belki Point&Click tarzını sevmiyorsunuzdur ama bence The White Door’u mutlaka deneyimlemelisiniz. Oyunun Türkçe dil desteği de var. Çok basit gibi görünse de derin bir içeriği olan The White Door’u çok beğendim!

Leave a Comment

Your email address will never be published or shared and required fields are marked with an asterisk (*).

%d blogcu bunu beğendi: