Blog Post

Anlam yüklemek ya da yüklememek!

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm, okuduğum, yazdığım

,

Bu aralar kitap okuyamıyorum. Bilemiyorum işte! Kendimi kitaplara veremiyorum. Son okuduğum -halen okuyorum, bitiremedim- kitabın (Beyin – Senin Hikayen / David Eagleman / Domingo ) bir yerinde aklıma bir şey takıldı ve bunu bloğumda paylaşmak istedim. Kitabın 162 ve 163. Sayfalarında iki psikologun yaptığı bir deneyden bahsediliyor. Bu deneyle amaçlananın “Toplumsal niyet algılamaya ne kadar hazır olduğumuzu göstermek” olduğu söyleniyor. Aklıma takılan kısım ise deneyde anlatılan bir durumla ilgili. Önce deneyin ne olduğunu kitaptan alıntılayayım ve sonra da aklımın takıldığı konuya bir bakalım.

“İnsan olmayan karakterlere niyet ve amaç atfetme eğilimi, Fritz Heider ve Marianne Simmel adlı psikologların 1944’te yaptıkları kısa filmde vurgulanmıştı. Filmde iki basit şekil –bir üçgen, bir de daire- bir araya gelir ve birbirleri çevresinde dönerler. Bir süre sonra daha büyük bir üçgen çıkagelir ve küçük üçgene çarparak onu iter. Daire, yavaşça dikdörtgen bir yapıya doğru sinsice sokulur ve dikdörtgenin açık ucunu arkasından kapatır. Bu arada büyük üçgen küçük üçgeni kovalamaktadır. Derken dikdörtgenin kapısına doğru tehditkâr bir edayla yaklaşır, kapısını iterek açar ve bu sefer daireyi kovalamaya başlar. Daire telaşla kendisine kaçacak yollar arasa da başarısız olur. Durumun tümüyle umutsuz göründüğü bir sırada küçük üçgen yine çıkagelir, kapıyı çekerek açar ve daire dışarı fırlayarak onun yanına gider. Birlikte kapıyı kapatır ve büyük üçgeni hapsederler. Burada kalakalan büyük üçgen kendini duvarlara vurmaya başlar. Dışarıda is, küçük üçgen ve daire yine birbirleri çevresinde dönmektedir.

Görsel dipnotu: “İnsanlar, hareket eden şekillere bir öykü yüklemekten kendilerini alamazlar

Bu kısa filmi seyreden insanlara gördüklerini anlatmaları söylendiğinde, oradan oraya giden basit şekillerden bahsettiklerini düşünüyor olabilirsiniz. Bütün film, ne de olsa koordinat değiştiren bir daire ve iki üçgenden ibaret çünkü

Ama izleyicilerin anlattığı bu değildi; anlattıkları, bir aşk, kavga, kovalamaca ve zafer öyküsüydü. Heider ve Simmel bu animasyonu, çevremizde toplumsal niyet algılamaya ne kadar hazır olduğumuzu göstermek için kullanmışlardı. Gözümüze çarpan şey hareket eden şekillerden ibaret olduğu halde, bunlarda toplumsal bir hikâye biçimini almış anlam, amaç ve duygular algılarız. Nesnelere hikâye yüklemekten başkası gelmez elimizden. İnsanlar, çok eski zamanlardan beri kuşların uçuşunu, yıldızların hareketlerini, ağaçların sallanmalarını izlemiş ve amaç konuşmasalar da, başkaları hakkında yargıda bulunmak için gerekli araçlara şimdiden sahiplerdi.”

Beyin – Senin Hikayen / David Eagleman / Domingo, S. 162 ve 163

Değerli dostlar, bir kitap eleştirisi ya da bilimsel bir araştırmanın çürütülmesi gibi bir niyetim, bilgim ve birikimim yok, sadece sıradan bir okur olarak kafama takılan bir konuyu dile getirmek istiyorum. Şimdi yazar diyor ki:

“İnsan olmayan karakterlere niyet ve amaç atfetme eğilimi, Fritz Heider ve Marianne Simmel adlı psikologların 1944’te yaptıkları kısa filmde vurgulanmıştı.”

Doğru! Bunu çoğu zaman yapıyoruz. Bir kaleme uğur getirme gücü verebiliyoruz, bir ağacın yolu beklediğini düşünebiliyoruz vb. İnsan olmayan şekillere yüklediğimiz anlamlar çok daha fazla. Hatta kanalımda yayınladığım oyunlardan birisi olan CONTROL bununla ilgili. Hatta daha da derine inersek Wikipedi’de yer alan SCP Vakfı başlığına göz atabilirsiniz. Fakat bu yazıda yazarın deneyi anlatırken yaptığı ve deneyle ilgili kafama takılan bir şey var. Yazar, ilgili deneyi nasıl anlatıyor? Bakalım:

“Filmde iki basit şekil –bir üçgen, bir de daire- bir araya gelir ve birbirleri çevresinde dönerler. Bir süre sonra daha büyük bir üçgen çıkagelir ve küçük üçgene çarparak onu iter. Daire, yavaşça dikdörtgen bir yapıya doğru sinsice sokulur ve dikdörtgenin açık ucunu arkasından kapatır. Bu arada büyük üçgen küçük üçgeni kovalamaktadır. Derken dikdörtgenin kapısına doğru tehditkâr bir edayla yaklaşır, kapısını iterek açar ve bu sefer daireyi kovalamaya başlar. Daire telaşla kendisine kaçacak yollar arasa da başarısız olur. Durumun tümüyle umutsuz göründüğü bir sırada küçük üçgen yine çıkagelir, kapıyı çekerek açar ve daire dışarı fırlayarak onun yanına gider. Birlikte kapıyı kapatır ve büyük üçgeni hapsederler. Burada kalakalan büyük üçgen kendini duvarlara vurmaya başlar. Dışarıda is, küçük üçgen ve daire yine birbirleri çevresinde dönmektedir.”

Bu şekilde anlatılan bir olayı, insanların başka nasıl anlaması gerekli? Yazar, olan biteni hikayeleştirerek anlatıyor zaten. Diyebilirsiniz ki, “Evet ama o biz anlayalım diye anlatıyor!”. İşte tam da bu noktada kafama takılan soruya geliyoruz: O deneyi hazırlayan psikologlar deneyi hazırlarken hikayeleştirerek mi hazırladılar, yoksa şekilleri rastgele sağa sola mı sürüklediler? Rastgele hazırlandıysa; muazzam bir olay! Ama hikayeleştirerek hazırlandıysa çok normal. Niye? Şu an okuduğunuz bu yazı da anlamsız şekiller aslında ama siz beni anlıyorsunuz çünkü bunları hepimizin öğrendiği bir dizilim sayesinde anlamlaştırarak yazıyorum. Rastgele “Afuhfahgdsasdh” şeklinde yazsam ne anlayacaksınız (Random gülüş hariç)?

Yazar diyor ki:

“Bu kısa filmi seyreden insanlara gördüklerini anlatmaları söylendiğinde, oradan oraya giden basit şekillerden bahsettiklerini düşünüyor olabilirsiniz. Bütün film, ne de olsa koordinat değiştiren bir daire ve iki üçgenden ibaret çünkü”

Öyle mi gerçekten? Eğer şekillerin “koordinat değişikliği” hikayeleştirilmeden hazırlandıysa öyledir ama hazırlayan kişiler bir hikaye eşliğinde hazırladıysa bu videoyu izleyen herkes o şekillerin hikayesini görür. Eğer rastgele ise inanılmaz bir durum gerçekten. Mors alfabesi, notalar, harfler, rakamlar, sesler… Bilmem, anlatabildim mi?

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: