düşündüğüm

Blog Post

dedemin notları

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm, duyduğum

Ağabeyimle mektuplaşıyoruz. Baya böyle kağıda kalemle yazılan, zarfa koyulan ve postaneden atılan, üzerinde “Gönderen” yazan ilkel bir biçimde. Daha yeni başladık aslında, şu anda ikinci mektubu yazdım. Ama yazım çok kötü. Bunun nedenini düşündüm. Dedim ki, herhalde yazmaya yazmaya yazmayı unuttum. Aslında hızlı konuşmamın yazımla bir ilişkisi de olabilir. Ya da zaten yazım böyleydi. Her neyse.

Blog Post

ZOMBİ İstilasında ne yaparız?

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm

, ,

Konsol Üssü kanalından Murat Sönmez ve Onur Kaya 22 Ocak günü “Zombi istilası olsa ne yaparsın?” başlıklı bir video* yayınladılar ve bu soru etrafında fikirlerini sundular. Videoyu izledikten sonra ben de düşünmeye başladım; gerçekten, böyle bir istila olsa ne yaparım? Kıyamet sonrası bir senaryoya hazır mıyım?

Blog Post

Z E N Y A M

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm, yazdığım

Yasa iyidir ama felsefenin üzerinde değildir. Yasa haksızlık yapmamaya zorlar, felsefe ise haksızlık yapmamayı öğretir .“*
                                                                                              Krates
O zamanlar, daha dik bile yürüyemiyorken; taşın, ağacın ya da bir derenin çok önemli olduğu, şimdiki modern toplumumuzun bize “vahşi” diyeceği ve hatta “yamyam bunlar” dediği, şimdi, bu zamandan bakınca çok muhteşem olmayan bir şeymiş gibi görünen insan olma yolculuğunun başlarında… Gece korkardık, gündüz de korkardık ama gece bir başka korkardık. Bir arada olmak, birbirimize sahip olmak, korumak, kollamak… Bunların yokluğundan korkardık. Var oluşumuza uygun yaşayarak ve diğer var olanların var oluşlarına uygun yaşayışlarına saygı duyarak korkardık. Yağmura, gök gürültüsüne, güneşe hayrandık. Hem hayrandık hem korkardık. Şimdiki modern toplumumuzun bize “vahşi” diyeceği ve hatta “yamyam bunlar” diyeceği günlerde…

Neler olduysa; o günlerin insanlığı, kıtalara ayrılıp yeni yaşam alanları bulup savaşlar, devrimler ve ölümler yaşayıp bugünlere gelmiş. Biz de Anadolu’ya… Bizim geldiğimiz yerde bir çok medeniyet kurulmuş, çağlar değişmiş, kültürler oluşmuş ve en sonunda zengin bir kültür bize miras kalmış. Kalmış kalmasına ama biz bu mirası yemiş bitirmişiz. Zengin bir kültürden sadece kültürsüz zenginliğe uzanan çorak bir coğrafya! Zengin var ama kültür yok!

Etrafımızı saran reklamlı, filmli, müzikli medyadan beynimize egosu yüksek, topluma ve bence ilk olarak kendisine saygısız, kendinden başkasını düşünmeyen narsist birey profili enjekte ediliyor. Çünkü günümüz toplumlarını oluşturan bireyler bu profiline yatkınlar. Artık insanlar komşusu açken kendisi tok yatıyor, zayıfı eziyor, güçsüzü korumuyor, dul ve yetim hakkı yiyor, iyilerin düşmanı kötülerin dostu oluyor . Artık insanlar hep bir üst basamağa ulaşmaya çalışıyor ve bunu yaparken de kimin tepesine bastığını önemsemiyor. Aslında ilk anda ilginç gelen ama oldukça normal olan bir durum da şu: tepesine basılanın da fırsatını ilk bulduğunda başkalarının tepesine basmak niyetinde olması!

Bu anlattıklarımın içinde sizler elbette yoksunuz, bunlar “bir arkadaşınıza” ve o arkadaşınızın yaşadığı topluma uyan tanımlamalar. Zaten kimse kendine yakıştırmaz! Sokakta yürürken kaldırımı kaplayan gruplar, markette izin bile istemeden önünüze geçenler, bankamatik kuyruğunda tam para çekme işlemi yaparken ensenizde bekleyenler, gülmeyi unutmuş insanlar, sizi kazıklamaya çalışan esnaflar, gece geç saatlere kadar gürültülü yaşayıp sizi apartman hayatından tiksindirenler, pazar günün o huzur dolu sessizliğini sabahın yedisinde elektrikli testere ile odun keserek bitirenler, kadınları dövenler, öldürenler, tecavüz edenler…

Etrafımıza bakınca zenginliğimizden gözlerimiz kamaşıyor. Her şeyimiz var; lüks evlerimiz, evlerimizde son teknoloji aletlerimiz; televizyonlarımız, telefonlarımız, tabletlerimiz, saatlerimiz, duble yollarımız, son model arabalarımız, yüksek betonlarımız… Her şeyimiz var ama bu sahip olduğumuz her şeyle ilgili kültürümüz yok! İçinden ve dışından zenginlik taşan apartmanlarımız var ama apartmanda yaşama kültürümüz yok. Lüks arabalarımız, “lüks” yollarımız var ama trafik kültürümüz yok. Kendimizden akıllı telefonlarımız var ama telefonu kullanma kültürümüz yok. Herkese çok kolay ulaşabileceğimiz internetimiz var ama internet kültürümüz yok. Dünyaya meydan okuyan siyasetçilerimiz var ama siyaset kültürümüz yok. Okullarımız var eğitim kültürümüz yok. Üniversitelerimiz var bilim kültürümüz yok. Adalet saraylarımız var ama hukuk kültürümüz yok. Her şeyimiz var, çok zenginiz ama kültürümüz yok.Evet, bir şeylere sahip olmuşuz ama sahip olduğumuz zenginliklerin kültürünü edinememişiz.

Zaman bizi dönüştürdü. Tam olarak nasıl ve ne zaman başladı bilemiyorum! Olmamız gerekenin aksine birbirini yiyen, kendinden başkasını düşünmeyen, iki yüzlü, saygısız, zevksiz, düşüncesiz, leşten bir parça kopartmaya çalışan akbabalar gibi her şeye üşüşen, altta kalanın canı çıksın, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyen…

Tam olarak nasıl ve ne zaman başladı bilmiyorum! Bir virüs bu coğrafyaya yayıldı ve bizleri buna dönüştürdü; ZENYAM’a; zenginleşen yamyamlara!

* Kaynak 

Blog Post

Sayın çocukluğum bir kargonuz var

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm, yazdığım

,

Gözlerimizi açtığımda ilk yaptığım telefonun üzerinde durduğu komedine yönelmek oluyor.  Hatta telefonu şarjdan çıkarmadan önce; büyük bir heyecanla ekran kilidini açmak ve bildirimleri görmek için orta tuşa dokunuyorum; hiç! Hiç bildirim yok. Buna aldırış etmiyorum çünkü zaten genellikle bana pek bildirim gelmez. Yine de bildirimlerin hiçliğini umursamayıp hemen sanal dünyanın derinliklerine dalıyorum. Sırayla tüm hesaplarımın bulunduğu mecralarda geziyor gerekli gereksiz tüm okumaları, görmeleri ve duymaları yapıyorum.  Sonra oturur pozisyona gelip, terliklerime bakınıyorum. Terliklerimi bulup giyiyor ve belki de modern dünyada insanın yalnız kalabildiği tek yer olan tuvalete doğru hareketleniyorum(Bknz). Ne yazık ki yalnız değilim! Artık vücudunun bir organı haline gelmiş telefonumu da yanımda götürüyorum. Aslında önce telefonu almamayı düşünüyor; çünkü biraz önce tüm sanal mecralardaki  vitrinlerinde satılan görsel ve işitsel malları tüketmiştim ama dayanamıyorum. Okuyacak, görecek, duyacak yeni bir şey olmamasına rağmen, bebeklere verilen yalancı emzik gibi alışmışım bu telefona. Bu cihaz, günümüz insan ruhunun yalancı emziği.

Blog Post

Milyonluk hata

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm

Kaynak IMDB

Fox TV’nin yeni yarışma programı “Milyonluk Resim”in 42. Bölümünde yarışmacıya bir soru soruluyor (https://www.fox.com.tr/Milyonluk-Resim/bolum/42/part/2) Dakika 11:48

Soru:
Bu unutulmaz filimde Şener Şen’in Emir Eri rolünü canlandıran sanatçımız kimdir?

Şıklar:

a       ENGİN ORBEY
b      KEMAL SUNAL
c       CHALİT AKÇATEPE
d      DİNÇER ÇEKMEZ

Cevap?

Yarışmacı “ERGİN ORBEY” cevabını verdi. Ama yarışmaya göre bu cevap yanlıştı. Yarışmanın “doğru cevabı” HALİT AKÇATEPE. Bence bu işte bir yanlışlık var gibi!

Türkiye’deki büyük bir çoğunluğun severek izlediği “Süt Kardeşler”; yönetmenliğini Ertem Eğilmez’in yaptığı, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Gulyabani isimli romanından uyarlanan, 1976 yılı yapımı bir Türk filmidir ( Kaynak yasaklı Vikipedi). Cevapta yanlışlık var gibi diyorum çünkü bu filmleri neredeyse ezbere biliyoruz. Kemal Sunal’ın emir eri olduğundan eminiz. Ama yine de yarışmada çıkan cevap “Acaba!” dedirtti. Çünkü hem Selçuk Yöntem sunuyor hem de çok izlenen bir kanalda yayınlanıyor. Yani bizden iyi biliyorlardır, sonuçta bir ekiple hazırlanıyor ve milyonlarca insan tarafından izleniyor. Yarışmadan çok kendi kafa karışıklığımı çözmek için Arzu Film’in YouTube sayfasından “Süt Kardeşler” filmini açıp (http://y2u.be/KRy20M7uQM4)izlemeye başladım. Filmin 7.03’üncü dakikasından itibaren filmdeki diyolaglar şöyle:

Şener Şen – Adın ne senin?
Kemal Sunal – Şaban
Şener Şen – Seni hiç unutmayacağım Şaban
Kemal Sunal – Sağolun kumandanım
Şener Şen – Gözümü senden ayırmayacağım Şaban!
Kemal Sunal – Sağol!
Şener Şen– Seni unutabilir miyim Şaban?
Şener Şen – Hiç aklımdan çıkmayacaksın Şaban!
Kemal Sunal – Beni ağlatacaksınız kumandanım! İnanın ben de sizi katiyen unutmayacağım! Canım kumandanım benim.
Şener Şen – Kess! Sen Şaban değil Şabansın!
Kemal Sunal – Ben başka bir şey mi söyledim?
Şener Şen  Seni EMİR ERİM YAPTIM ŞABAN!…

Filmin 7.32’nci dakikasında yarışmada sorulan “Bu unutulmaz filimde Şener Şen’in Emir Eri rolünü canlandıran sanatçımız kimdir?” sorusunun cevabını öğrenmiş olduk; Kemal Sunal. Ama yarışmaya göre cevap Halit Akçatepe!

Filmin ilerleyen dakikalarında (35.34) bir sahnede Kemal Sunal ile Şener Şen karşılaşıyorlar ve Şener Şen şöyle diyor: “Emir erim Ramazan”. Dediği kişi yine Kemal Sunal.

Filme devam ettiğimizde, 1.11.34’üncü dakikada bu kez Halit Akçatepe’nin “Emir Eri” olduğunu görüyoruz. Ama filme göre Halit Akçatepe bir karışıklıktan dolayı, mecburen “Emir Eri”yim diyor. Asıl “Emir Eri” rolünü canlandıran sanatçı Kemal Sunal’dır. Bence yarışmadaki soru hatalı!

İnternette biraz araştırma yaptım, “Emir eri” ile ilgili kafalar karışık. Filme bakarsak “Emir eri” unvanını ilk olarak Şaban (Kemal Sunal) almış. Bence soru hatalı, sizce?

Blog Post

“e varan”ın askerleriyiz!

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm

Yıllardır onu görmezden geldiniz! Gerçi sizde de suç yok; nasıl göreceksiniz ki! Kendisi o kadar değerli ki, size göstermek istemediler. Çünkü onu görürseniz tüm oyun bozulurdu! O, Matrix’te Neo, hapishanede Tatar Ramazan, priz kontrolünde kontrol kalemi, banyoda; çamaşır makinesinin üzerinde bekleyen yedek tuvalet kağıdı, kaza anında emniyet kemeri… Hayatınız kurtarabilecek, işin sırrını ortaya çıkaracak bilge bir kelime! 
Bazı örnekler https://goo.gl/8UPMh4 

Bırakın artık şu kelimenin yakasını, açın önünü!