okuduğum

Blog Post

5 Öneri | ŞUBAT

Posted by Onur ALMIŞLAR in dinlediğim, izlediğim, okuduğum, yazdığım

, , , ,

Merhaba değerli dostlar, Yeni bir seriyle sizlerle birlikteyiz. Bundan sonra her ay bir ya da iki kez “5 Öneri” isimli içeriği okuduğum kitapi seyrettiğim film, izlediğim dizi, dinlediğim müzik ve takip ettiğim YouTube kanalı / oynadığım oyun olan paylaşımlarda bulunacağım. Amacım tükettiğim içerikleri sizlerle paylaşmak. İlk kez yayınlayacağım bu paylaşım ve diğerleriyle ilgili sizlerin de yorum ve önerilerinizi bekliyorum.

Blog Post

Kitap: Aylaklığa Övgü

Posted by Onur ALMIŞLAR in okuduğum

İnsanların tasarruflarıyla en çok yaptıkları şeylerden biri, tasarruflarını hükümetin birine ödünç vermektir. Çoğu uygar hükümetlerin kamu harcamalarının geçmiş savaşlar için yapılan ödemelerle, gelecekteki savaşlara hazırlıktan ibaret olduğu göz önüne alındıkta, parasını hükümete borç veren adam, Shakespear’deki katil kiralayan kötü adamla aynı durumdadır.” (S:10)

Çalışmanın genellikle tatsız bir şey olduğunu kabul edersek, insanın kendi ürettiğinden fazlasını tüketmesi adaletsizliktir. İnsan doğallıkla, mesela hekimlikte olduğu gibi, mal yerine hizmet sağlayabilir; ama ne olursa olsun, yediğine ve başını bir çatı altına sokmasına karşılık bir şey sağlamalıdır. Çalışmanın ancak bu kadarı bir görev sayılmalıdır; ama ancak bu kadarı.” (S:16)

Yüzyıllarca, zenginler ve zenginlerin çanak yalayıcıları “namuslu emek” üzerine övgüler düzmüşler, basit yaşayışı övmüşler, yoksulların cennete gitme olasılığının zenginlerinkinden çok olduğunu aşılayan bir dini öğretmişler ve genellikle, tıpkı kadınların cinsel köleliklerinden özel bir soyluluk kazandıkları fikrine erkeklerin onları inandırmaya çalıştıkları gibi, bedenleriyle çalışan işçileri, maddenin uzaydaki durumunu değiştirmenin onlara özel bir soyluluk kazandıracağı fikrine inandırmaya çalışmışlardır.” (S:18)

Mimarlığın en eski çağlardan beri iki amacı vardır: Birincisi tamamıyla yarar güden amaç, yani insanlara sıcaklık ve barınak sağlama amacı; öteki de siyasal amaç, yani, bir fikri insanların kafasına, o fikrin taştan ifadesinin göz kamaştırıcılığı yoluyla yerleştirme amacıdır.” (S:39)

Ufak bir azınlığın çoğunluk üzerinde iktidar sahibi olduğu her yerde, çoğunluğa egemen birtakım kör inançlar vardır ve bu inançlar iktidar sahibi azınlığa yardımcıdır.” (S:63)

İçinden Faşizmin çıktığı düşünce okulunun kurucularının hepsinde belirli ortak nitelikler vardır. Onlar iyiyi duygudan ya da algıdan çok, iradede ararlar; iktidara, mutluluktan çok değer verirler; kaba kuvveti kanıta, savaşı barışa, aristokrasiyi demokrasiye, propagandayı bilimsel tarafsızlığa tercih ederler.” (S:73)

Fotoğraf kaynağı http://www.openculture.com/

Dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu iki şey, Sosyalizm ve barıştır, ama bunların her ikisi de, zamanımızın en güçlü adamlarının çıkarlarına aykırıdır. Sosyalizme ve barışa götüren basamakları, geniş halk yığınlarının çıkarlarına aykırıymış GİBİ GÖSTERMEK zor değildir, bunu yapmanın en kolay yolu da kitle histerisi yaratmaktır. Sosyalizm ve barış tehlikesi ne derece büyük olursa, hükümetler vatandaşlarının anlıksal yaşayışlarını o kadar çok doğru yoldan çıkarırlar; zamanın iktisadi güçlükleri de ne derece büyük olursa, bu güçlükleri çekenler aldatıcı, sahte bir umut ışığı uğruna, ayartılarak anlıksal uyanıklıktan uzaklaştırılmaya o derece istekli olurlar” (S:85,86)

Faşizm de Komünizm de, bir azınlık tarafından halkın önceden tasarlanmış bir kalıba zorla sokulması girişimidir” (S:94)

Yazarların kendi değerlerini aldıkları parayla ölçmeleri zor bir iştir, hele kötü eserler çok büyük paralar getirirken yoksul kalmayı göze alarak iyi eser verebilmek olağanüstü bir karakter sağlamlığı ister.” (S:113)

Eski Yunan uygarlığının bizim uygarlığımıza gerçekten de üstün bir yanı olduğu doğrudur; bu üstünlük, eski Yunan polisinin yetersizliğidir, zira namuslu insanların önemli bir yüzdesi polisin bu yetersizliği sayesinde kaçıp kurtulabiliyordu” (S:137,138)

İster bir propagandist, ister bir saray soytarısı olarak hizmetini budala zenginlere satmaya razı olduğu sürece, modern entelektüelin yağlı bir kuyruk bulması, bol gelir sağlaması hiç de zor değildir” (S:148)

Hollywood, gerek zenginlerin zevklerini, gerek zengin olmak için benimsenmesi gereken yöntemleri gösterişiyle, gençlerin gözünde çağdaşlığın son sözünü temsil etmektedir. Öyle sanıyorum ki, sesli sinemalar çok geçmeden evrensel bir dilin benimsenmesine yol açacak ve bu evrensel dil Hollywood dili olacaktır” (S:155)

Bütün Batı uygarlığı dünyasında eğitim mekanizmasına iki törebilimsel kuram egemendir: Hıristiyanlık kuramı ile milliyetçilik kuramı.” (S:165)

Merhum F.W.Myers, bir yemek sofrasında yanındaki adama sorduğu soruyu anlatırdı. Mr. Myers adama, öldüğü zaman kendisine ne olacağı konusundaki düşüncesini sormuş, adam da soruyu duymamazlıktan gelmiş, ama ısrar edilince şu cevabı vermiş: “Şey, öyle sanıyorum ki, edebi mutluluğa erişeceğim; ne var ki, bu gibi tatsız konulardan söz açmamanızı tercih ederim.” Bu apaçık mantık tutarsızlığının nedeni, hiç kuşkusuz, dinsel inancın sadece bilinçli düşünce alanında var olup, bilinç dışı mekanizmaları değiştirmeyi başaramamış bulunmasıdır.” (S:175)

Bertrand Russell, Aylaklığa Övgü (In Paraise of Idleness) , Cem Yayınevi, 2.Basım, Haziran 2008

(Bertrand Russel’in görseli: Walter Hatke)

Blog Post

Kitap: Kapitalizm, yoksulluk ve Türkiye’de sosyal politika

Posted by Onur ALMIŞLAR in okuduğum

“Geremek’in deyişiyle, Ortaçağ avrupası’nın tarımsal medeniyeti içinde, sadece sadakayla geçinen bir kesimin varlığı büyük bir toplumsal rahatsızlık uyandırmıyordu. Aksine, yoksulların belirli bir toplumsal işlevi vardı çünkü onlar zenginlerin sadaka vererek ruhlarının selametini sağlamalarına vesile oluyorlardı” (Sayfa 25)

19. Yüzyılın liberal düşünürleri, sadakayı yeniden bireysel hayırseverlik alanına gönderiyor ve devletin bu işe karışmaması gerektiğini savunuyordu. Yoksulların, sadece hapishane benzeri kurumlara kapatılması ve zaman zaman ölümden beter bir hayatı kabullendikleri ölçüde yardım alabilmeleri öngörülmüştü” (Sayfa 27)

Sir Thomas More, Ütopya’nın toprak çitlemeleri ve tarım arazilerinin otlağa çevrilmesiyle ilgili gözlemlerini anlattığı birinci bölümünde, zenginlerin para hırsıyla yoksulların sefaleti arasındaki ilişkiden söz eder. Burada More, bu para hırsının “bir tek kiliseleri ağıl haline getirmediği kaldı” diye yazar. More’den günümüze kalan en meşhur cümlelerden biri de bununla ilgili: “Deniliyor ki bir zamanlar yumuşak başlı, ehli, pek az yiyen (yaratıklar olan) koyunlarımız, öyle obur, öyle vahşi bir hale gelmişler ki adamları yutmaya başlamışlar.

Koyunların otlak haline getirilen topraklardan itilen yoksul köylüleri yer hale geldiği bir toplumda, hırsızlığı adam asarak önlemenin imkanı yoktur.” (Sayfa 49-50)

Sivil toplumun güçlenmesi, demokratikleşme açısından istenilir bir şey. Ama yeni yönetişim modelleri çerçevesinde STK’lara verilen rol, devlet politikalarını etkileyen bir baskı unsuru oluşturmaktan çok, devletin üstlenmesi gereken sorumlulukların bir kısmını, projeler geliştirerek üstlenmek şeklinde tanımlanıyor.” (Sayfa 95)

Devlet-STK-özel sektör ortaklıkları bağlamında ortaya çıkan başka bir soru, STK’ların politik süreçleri etkilemek üzere siyasi yetkililer üzerinde baskı oluşturmak işlevinin, bu ortaklıklar çerçevesinde nasıl yerine getirilebileceğiyle ilgili. Devletin alanını özel sektörden ve STK’lardan ayırarak tanımlayan sınırların muğlâklaşmasıyla ortaya çıkan “postmodern” durum içinde, STK’ların siyasi aktörler olmaktan çıkıp idari mekanizmaların bir parçası haline gelmesi ve bu konumun devlet karşısında eleştirel tavır alışların önünde bir engel oluşturması çok mümkün. Eleştirel tavır alma imkânının bu şekilde daralmasının, sosyal hak taleplerinin dile getirilmesi açısından da bir sorun oluşturduğu görülebilir.” (Sayfa 95-96)

Şehit yetimi olmayan çocukların durumu ise iyice zor. Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren, İstanbul’da “metruk” çocukların sayısında artış, kamuoyunu epeyce meşgul ediyor. Bu bağlamda önemle tartışılan bir konu şu: Darülaceze anası babası olan çocukları, aile ne kadar zor durumda olursa olsun, kesinlikle kabul etmiyor. Bu yüzden bazı insanlar çaresizlik içinde çocuklarını, bulunup Darülaceze’ye götürülecekleri umuduyla, sokağa bırakıyor. Çocuklar bulunduğunda ise, çoğu zaman vakit çok geç oluyor!” (Sayfa 141)

Devletçi yönetimimizde, “sekiz on müessesenin” veya “birkaç hayırsever zenginin”, 6.000 aç çocuğun kaderini bir miktar değiştirebileceği inancıyla tekrarlanan bu suçlama ve taleplerin, devlet bütçesinin kullanımına yönelik olarak dile getirilmesini nasıl yorumlamak lazım? Doğal olarak, durumu normalleştirmek için, “devlet bütçesinin sınırları” ve “tamtakır hazine” ifadeleri kullanarak geliştirilen açıklamalara başvurulabilir. Tek parti döneminde, kaynakların kıt olduğu da, tartışılmaz bir gerçek. Ama burada söz konusu olan kaynakların kıtlığı değil, kıt kaynakların kullanımındaki öncelikler ve öncelikler sıralamasında aç çocukların yeri.” (sayfa 147-148)

Kitapla ilgili detaylar

Yazar-Ayşe UĞRA, Yayıneviİletişim Yayınları, İstanbul, 2008,

Satın alabileceğiniz bazı adresler: İdefix, Pandora, Kitapyurdu