okuduğum

Blog Post

Kitap: Kapitalizm, yoksulluk ve Türkiye’de sosyal politika

Posted by Onur ALMIŞLAR in okuduğum, yazdığım

,

“Geremek’in deyişiyle, Ortaçağ avrupası’nın tarımsal medeniyeti içinde, sadece sadakayla geçinen bir kesimin varlığı büyük bir toplumsal rahatsızlık uyandırmıyordu. Aksine, yoksulların belirli bir toplumsal işlevi vardı çünkü onlar zenginlerin sadaka vererek ruhlarının selametini sağlamalarına vesile oluyorlardı” (Sayfa 25)

Blog Post

Kitap: Düzene uygun kafalar nasıl oluşturulur

Posted by Onur ALMIŞLAR in okuduğum, yazdığım

, , ,

Okulda insanlar imal edilir. Bu insan yapma sürecine eğitim denir. Geniş anlamda düşünüldüğünde; içerisinde doğduğumuz aile, sinema, televizyon tiyatro ve radyo ile gazete, kitap ve afişler de okul sayılır. Bir nevi bilgi iletmeye yarayan bütün yerler okuldur.” (Sayfa 7)

Bizi yöneten bu mekanizmanın en önemli dişlilerinden biri, bazı istisnai durumlar dışında, davranışlarımızı özgürce sergilediğimize inandırılmamızdır.”(Sayfa 9)

New-Yorklular köyler ve dış ülkelerden gelen konuklarına dünyanın en yüksek yapılarını gösterirler. Empire-State binasını sanki kendi mülkleriymiş gibi gösterirler. Gerçek, görülmeye değer bu yerlerin birkaç iş adamının mülkiyetinde olduğu ve gurulu New-Yorkluların diğer büyük batı şehirlerinde oturanlar gibi bu işverenler tarafından kent dışına sürüldükleridir. Konut ve arsa sahipleri ile emlakçılar, iş merkezleri apartmanlara oranla daha çok para getiriyor diye, binlerce insan şehir merkezindeki evlerini terke zorluyor. İşçi ve memurlar şehir dışına taşınmak zorunda kalıyor (buralara şimdi banliyö deniyor), çünkü Amerikan hükümeti de Alman hükümeti gibi arsa spekülasyonu yapanları korur. Günümüzde çalışanlar yaşamlarının 1/10’den fazlasını yollarda geçiriyor. Avcıya yem olanlar avcının mülküyle gururlanıyor. Çünkü, farklı bilgiler arasında ilişki kurmayı bilmiyorlar. İçerisinde bulundukları durumu/yaşam koşullarını değiştirilemez olarak görmeye alıştılar.” (Sayfa 14)

20 ila 40 yaş arasındaki bütün erkeklere hayatları karşılığında adam başı yarım milyon mark ödeneceğine dair bir anket yapılsa, büyük bir olasılıkla bir Alman bölüğü oluşturacak sayıda bile, hayatını satacak erkek çıkmaz. Bundan şu sonuca varabiliriz: İş ölüme geldi mi, insan çok düşünceli ve temkinlidir.

Gerçek ise, çoğu insanın hayatını karşılıksız verdiğidir. Vietnamlıların kurşunlarına hedef olmamak için Amerikan ordusundan kaçan askerlerin sayısı her yıl artıyor. Ama Vietnam’daki Amerikan savaşının başlangıcından beri ölenlerin sayısı bundan çok daha yüksektir. 1971 yılı başında ölü sayısı yaklaşık 50.000 kişiydi. Onların ölümüyle Amerika?da ne sığır eti ucuzlamış, ne Amerika?daki siyahların eğitim sorunu çözülmüş, ne de su ve hava kirlenmesi önlenmiştir. Yoksulluk içinde yaşayan Amerikalıların sayısı hala 30 milyondur. Aralarında ise bu katliamdan kazançlı çıkmış birini bulmak çok zor.

Buna karşın 50.000 Amerikalının ölümünden, başka bir yolla elde edemeyecekleri ölçüde kazançlar sağlamış olan kişiler var. Onların bu kazancı sağlaması için, 50.000 ölü olmasa da olurdu, 45.000 ya da 40.000 ölü de bu işi görürdü, ama ne var ki savaşta ölülerin sayısı düşman tarafından belirlenmektedir

Amerikan hükümeti savaşmak isteyince, özel silah tüccarlarına başvurur. Silah tüccarları askeri donatımı, her türlü silah çeşidini, araba, uçak ve gemileri işçilere ürettirir ve hükümete satar. Tüccarların silah satışını ve dolayısıyla kazançlarını arttırmaları açısından, asker ve erzak yüklü batmaları en iyi çözümdür. Buna Vietnam savaşında pek rastlanmaz. Fakat yol boyunca mayın tarlalarında kamyonlar sık sık havaya uçar. Bu, silah fabrikatörleri açısından çok iyidir.” (Sayfa 19, 20, 21)

Okul tüm önemli olaylarda hayatlarını kurtaracak olan ‘kimin yararına?’ sorusunu sormaya alıştırmadı onları. Tüm resmi öğretim tantanası onlara, onları yetenekli kurbanlık koyunlar yapmak dışında bir şey vermemiştir.  Kurbanlık koyun yetiştirmek, bu hayvanlar ezbere şiir de okusalar, asla bir kültürel başarı değildir.” (Sayfa 39)

insanların çoğu, düşüncelerinin kafalarının içinden çıktığını sanırlar. Oysa düşüncelerin dışarıdan içeriye girdiklerini bilmezler.” (Sayfa 53)

“Birkaç yıl önce New York matbaa işçileri 80 günlük bir grev yaptılar. Bu süre içerisinde New York şehrinde aşağı yukarı hiçbir gazete dolayısıyla da ilan çıkmadı. Bu grevin sonuçlarından biri de, dükkan sahiplerinin milyarlarca Marklık satış kaybından yakınması oldu. İnsanlar bu seksen gün boyunca satın almadıkları eşyalara hiçbir gerek duymamışlardı.

Bu, insanların reklam yoluyla ihtiyaç duymadıkları şeyleri almaya itilmelerinin tek kanıtı değildir” (Sayfa 57)

Kitapla ilgili detaylar

Yazar-E.A. RAUTER, Baskı-Kaldıraç Yayınevi, İstanbul, 2011, Eserin özgün adı- Wie eine Meinung in einem Kopf entsteht

Blog Post

Hadi durma elmayı fırlat!

Posted by Onur ALMIŞLAR in okuduğum, yazdığım

,

Eskiden çok kitap okumazdım. Blog okumaya başladıktan sonra kitap da okumaya başladım. Hatta kitap okuma alışkanlığım bile oldu. Tabii sonraları bu alışkanlık kitap arsızlığına dönüştü; amacım okumak olsa da her gördüğüm kitapçıya girip raflardaki tüm kitapları alasım geldi. Sonra aldım da! Günlerden bir gün ve sonraki bir başka gün ve de bir sonraki gün, bir bloga göz gezdirirken, bir köşe yazısını okurken, bir gönderiye yorum yazarken Kafka’nın “Dönüşüm”* adlı kitabını gördüm/duydum. Kitabı okuyan herkes “Çok güzel” diyordu. Ben de aldım ve okudum.

Blog Post

Kutsal Klon

Posted by Onur ALMIŞLAR in okuduğum

,

Arabadan indim ve markete doğru yürümeye başladım. O sırada da alış veriş listesini cebimden çıkardım ve neler alacağımı kontrol ettim. Markete girince bir alış veriş sepeti aldım ve listedekileri sepetteki yerlerine koymak için raflar ülkesinde yolculuğa başladım. Birden O’nu gördüm! Gözlerim büyüdü, çok heyecanlandım ve açıkçası biraz da üzüldüm. Terk edilmiş gibi görünüyor, yanındaki birkaç arkadaşıyla beraber sessizce duruyordu. O an karar verdim, O’nu istiyordum: Kutsal Klon. Çünkü fiyatı oldukça uygundu; “Ne alırsan 3 TL” sepetinin içinde duruyordu.

Blog Post

Kazara milyarder / Ben Mezrich

Posted by Onur ALMIŞLAR in okuduğum

, ,

Kısa yoldan zengin olmayı düşünmeyen, içine kapanık, sürekli terlik giyen bir insan. Aklı fikri kodlarda. Biraz da kızlarda tabii. Kodlar hep yüz vermiş Zuckerberg’e ama kızlar hiç yüz vermemiş. O da kızların kendisine yüz vermemesine kızmış ve “Siz görürsünüz lan!” diyerek bir site yapmış. O yaptığı site sayesinde bazı insanlarla tanışmış, o insanlar Zuckerberg’in zihnini açmışlar. O zihin açılmasından sonra Facebook ortaya çıkmış. Olaylar gelişmiş, gelişmiş, gelişmiş… Sonra dünyanın en zenginlerinden birisi olmuş.