yaşadığım

Blog Post

Mazlumun kartları

Posted by Onur ALMIŞLAR in hikayem, yaşadığım, yazdığım

Bir keresinde, sürekli sigara aldığım bakkaldan yine sigara almaya gittiğimde, bakkalın bahçesinde futbol maçı yapan çocukları izliyordum. İçlerinden birisi topun sahibiydi ve o ne derse o oluyordu; tıpkı bizim çocukluğumuzdaki gibi. Çoğu zaman topun sahibi olan çocuk oyunun tüm kurallarını alt üst eder ve kendi kurallarını koyar. Kimler oynayacak, kimler oynamayacak, hangi takım daha güçlü olacak, hangisi daha güçsüz olacak, penaltı mı, korner mi, üç korner bir penaltı mı, faul mü, her şey topun sahibinin kararına bağlı! İşte bakkalın bahçesinde oynayan çocukların içinde de topun sahibi olan bir çocuk vardı. Oyunda hakem de vardı fakat bu oyundaki hakemi seçen topun sahibi değildi. Oyundakilerin hepsinin ortak kararıyla seçilmişti hakem. Demokrasi gibi bir şey!

Maç esnasında atak yapan takımın bir oyuncusu rakip kalenin yakınlarında rakip oyuncuya çalım atmaya çalışırken topun üzerine bastı ve düştü. Yerdeyken “Penaltı!” diye bağırdı. Penaltı falan yoktu, çocuk topa basıp kendisi düşmüştü, kabak gibi herkes görmüştü. Hakem olan çocuk “Hayır penaltı değil” dedi, yere düşen çocuk “Sktir lan penaltı işte” dedi, hakem olan çocuk “Hayır yaa! Kendin düştün” dedi, yere düşen çocuk “Sana ne oğlum, top benim değil mi” dedi, hakem olan çocuk “Ama hakem benim” dedi, yere düşen çocuk “Çık lan oyundan, hakem makem değilsin!” dedi, hakem olan (o anda hala hakemdi) çocuk “Hakemim işte” dedi, yere düşen çocuk yerden kalktı, topu eline aldı ve “Skrm lan seni!” diyerek hakem olan çocuğun yüzüne degaj çekti, top, hakem olan çocuğun yüzüne çarptı, çarpmanın şiddetiyle hakem olan çocuk yere düştü. O sırada oyundaki hiçbir çocuk yaşanan olaya müdahale etmedi, sessiz sessiz olanları izlediler, tıpkı benim gibi.

Hakem olan çocuk yere düşmüş ve ağlıyordu. Salya sümük yerden kalktı, oyunu terk eder pozisyonda; geri geri gidiyor ve hem ağlayarak hem de kızgın bir ifadeyle “Sana sarı kart, sarı kart, sarı kart, bi kırmızı kart, bi sarı kart, bi kırmızı kar daha!” diye bağırıyordu.

Eskiden hakem olan çocuk saçmalayan kart cezalarıyla salya sümük evine doğru koşa koşa gitti. Topun sahibi çocuk topu penaltı noktasına dikti ve şutunu çekti. Top direğin yanından dışarıya çıktı ama topun sahibi çocuk “Goollllll!” diye bağırarak kendi takım arkadaşlarına doğru koştu. Herkes gol olmadığını biliyordu ama şimdi, durduk yere yüzüne degaj yemenin ne anlamı vardı?

Ben oradan ayrılırken oyun tüm saçmalığıyla devam ediyordu.Ne maçtı ama!

Blog Post

83 Numaralı formayı giyen çocuk

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm, izlediğim, yaşadığım

O kadar ihtiyacımız var ki! Neye olduğuna siz karar vereceksiniz çünkü eğer bir şeye ihtiyacınız varsa bu sizinle ilgili. Benim de bir şeye ihtiyacım var ama ne olduğuna karar veremedim. Sanırım hayatımın istediğim şekilde olmamasının nedeni de bu kararsızlığım. Ne olacağıma, ne istediğime karar veremedim. Bazen kendimi havaya sıkılmış bir kurşun gibi hissediyorum; hedefsiz, denk gele, boşuna atılmış kör bir kurşun. Ben kararsızım!

Blog Post

Yapma be abi!

Posted by Onur ALMIŞLAR in yaşadığım

Hayattan, dünyadan, olup bitenden bu kadar kopabileceğimi hiç düşünmemiştim! Erkenden bırakıp gideceğin aklıma gelmemişti, çok üzgünüm!

Yeni bir işte çalışmaya başlamıştım, yaklaşık altı aydır kendimi bu işe adapte etmeye çalışıyorum. Bu altı aylık süre zarfında ne bir kitap okuyabildim, ne bir yazı yazabildim, ne düşünebildim, ne üretebildim, ne de seninle irtibata geçebildim. Bu o kadar acı bir durummuş ki, halimi görmeliydin abi! Senin bu alemi bırakıp gittiğini yaklaşık iki ay sonra bir blog yazısında okudum. Oysa kaç zamandır köşe yazdığın gazetenin internet sayfasına giriyor ama senin yazılarını göremiyordum. Hatta bugün de bakmıştım ama sen yine yoktun. O kadar yorgunum, zihnim o kadar karmaşık ki, iki dakikamı ayırıp “Acaba bu adam ne oldu?” diyemedim. Ölüm insanın aklına gelmiyor ya hiç!

Bu gece (10.10.2012) “Biraz zaman ayırayım da Google Reader’ımda ne var ne yok biraz okuyayım!” dedim. Öyle, sırayla, başlıklara bakarak ilerliyordum tek tek. Sonra, Trafolo’nun feedini geldim birden ve “Yurtsan” diye bir başlık gördüm. Gece yarısı çalan telefonun yaşattığı gibi bir his kapladı içimi. O yazıda bir acı vardı sanki; o “Yurtsan” sen miydin? Blogu açıp okumaya başladım korkuyla, önce yazarın bir arkadaşı sandım, herhangi bir Yurtsan diye düşündüm… Yazının içinde soyadın olmadığı için senin olduğunu düşünmedim, düşünmek de istemedim açıkçası ama bazı belirtiler vardı; internet, gazete vs. Sonra hemen Google’a ismini yazdım, inanamadım abi! Senin gittiğine, bundan haberim olmadığına inanamadım! Sana destek veremediğime, bir mail, bir telefon, bir mektupla da olsa yanında olamadığıma inanamadım!

Seninle oturup konuştuğumuzda söyleyememiştim, şimdi, geç olsa da yazmak isterim: Seninle tanışmak büyük onurdu abi!

Blog Post

Tuvalet taşındaki dışkı

Posted by Onur ALMIŞLAR in yaşadığım, yazdığım

Genel olarak umuma açık tuvaletlerde görülen bir olaydır. Çünkü umuma açık tuvaletlere müdahale etmek kolaydır. Herkesin kolayca girip çıktığı bu tuvaletler, bazı insanların başına istenmeyen olayların gelmesine neden olabilir. Tuvaletteki dışkı hayatınızı dışkı gibi yapabilir?

Şehirlerarası otobüs yolculuğu yapan birisi vardır.  Yolculuk yaptığı otobüs 15 dakika ihtiyaç molası verir. Otobüsün mola vermesiyle, otobüsteki masum vatandaş ihtiyaçlarını gidermek için dinlenme tesisinin tuvaletine doğru gider.

Blog Post

Taşınmak Ay’a yolculuktur aslında!

Posted by Onur ALMIŞLAR in yaşadığım, yazdığım

Evinizde kiler ya da tavan arası var mı, bilmiyorum? Bizim evde yok. Yok ama televizyonda görmüştüm birkaç kere; karanlığın içine gizlenmiş, her biri kimsesiz bir çocuk gibi köşelerine çekilmiş, ağlamaklı, tozlu ve sessizce kimselerinin gelmesini bekleyen eşyalarla doluydu. O karanlığın içine giren kişi, orada kimselerini bekleyen kimsesiz eşyaların üzerlerinden atlayarak geçer ve yanında getirdiği yeni bir kimsesizi bırakır o karanlığa. Yeni bir kimsesiz. Oysa eskiden ne çok kimsesi vardı!