yazdığım

Blog Post

Çocuk korkuları

Posted by Onur ALMIŞLAR in yazdığım

Çocuk korkuları / Gök gürültüsü baba / Tende mor mor anne / Sümüklü gözyaşları / Kazak kollarında heykeller yapar / Pencere bisikletine biner / Karşı balkon mutluluğuna bakar / Köpek havlasa / Ya da ötse baykuş gece / Korkar / Gök gürültüsüne koşar / Sığınır mor tene / Çocuk korkuları / Kilitli kapı arkası / Aç karnında bir bilmece…

Blog Post

5 Öneri | ŞUBAT

Posted by Onur ALMIŞLAR in dinlediğim, izlediğim, okuduğum, yazdığım

, , , ,

Merhaba değerli dostlar, Yeni bir seriyle sizlerle birlikteyiz. Bundan sonra her ay bir ya da iki kez “5 Öneri” isimli içeriği okuduğum kitapi seyrettiğim film, izlediğim dizi, dinlediğim müzik ve takip ettiğim YouTube kanalı / oynadığım oyun olan paylaşımlarda bulunacağım. Amacım tükettiğim içerikleri sizlerle paylaşmak. İlk kez yayınlayacağım bu paylaşım ve diğerleriyle ilgili sizlerin de yorum ve önerilerinizi bekliyorum.

Blog Post

Z E N Y A M

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm, yazdığım

,

Yasa iyidir ama felsefenin üzerinde değildir. Yasa haksızlık yapmamaya zorlar, felsefe ise haksızlık yapmamayı öğretir

KRATES

O zamanlar, daha dik bile yürüyemiyor iken; taşın, ağacın ya da bir derenin çok önemli olduğu, şimdiki modern toplumumuzun bize “vahşi” diyeceği ve hatta “yamyam bunlar” dediği, şimdi, bu zamandan bakınca çok muhteşem olmayan bir şeymiş gibi görünen insan olma yolculuğunun başlarında… Gece korkardık, gündüz de korkardık ama gece bir başka korkardık. Bir arada olmak, birbirimize sahip olmak, korumak, kollamak… Bunların yokluğundan korkardık. Var oluşumuza uygun yaşayarak ve diğer var olanların var oluşlarına uygun yaşayışlarına saygı duyarak korkardık. Yağmura, gök gürültüsüne, güneşe hayrandık. Hem hayrandık hem korkardık. Şimdiki modern toplumumuzun bize “vahşi” diyeceği ve hatta “yamyam bunlar” diyeceği günlerde…

Blog Post

Sayın çocukluğum bir kargonuz var

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm, yazdığım

,

Gözlerimizi açtığımda ilk yaptığım telefonun üzerinde durduğu komedine yönelmek oluyor.  Hatta telefonu şarjdan çıkarmadan önce; büyük bir heyecanla ekran kilidini açmak ve bildirimleri görmek için orta tuşa dokunuyorum; hiç! Hiç bildirim yok. Buna aldırış etmiyorum çünkü zaten genellikle bana pek bildirim gelmez. Yine de bildirimlerin hiçliğini umursamayıp hemen sanal dünyanın derinliklerine dalıyorum. Sırayla tüm hesaplarımın bulunduğu mecralarda geziyor gerekli gereksiz tüm okumaları, görmeleri ve duymaları yapıyorum.  Sonra oturur pozisyona gelip, terliklerime bakınıyorum. Terliklerimi bulup giyiyor ve belki de modern dünyada insanın yalnız kalabildiği tek yer olan tuvalete doğru hareketleniyorum(Bknz). Ne yazık ki yalnız değilim! Artık vücudunun bir organı haline gelmiş telefonumu da yanımda götürüyorum. Aslında önce telefonu almamayı düşünüyor; çünkü biraz önce tüm sanal mecralardaki  vitrinlerinde satılan görsel ve işitsel malları tüketmiştim ama dayanamıyorum. Okuyacak, görecek, duyacak yeni bir şey olmamasına rağmen, bebeklere verilen yalancı emzik gibi alışmışım bu telefona. Bu cihaz, günümüz insan ruhunun yalancı emziği.