Posts tagged ‘toplum’

Blog Post

SALYANGOZ

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm, hikayem, yazdığım

,

Neden olmasın?” diye düşünüyordu; uzaktaki yoldan gelen kamyon seslerinin, dışarıdaki bir kaç yalnız kuş cıvıltısının ve öğlen sıcağının tam ortasında, her şeyden bıkmış, hayattan bezmiş, içinde bulunduğu toplumdaki insanların yamyamlıklarından tiksinmiş ve bu bir düzeni olmayan toplumda -ona göre düzeni olmayan bu şeye toplum da denemezdi, bunlar olsa olsa bir yığındı – maalesef kendisinin de ait olduğu bu yığının arasına sıkışmış bir halde hissederken kendini “Neden olmasın?” diye düşünüyordu.

Blog Post

Z E N Y A M

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm, yazdığım

,

Yasa iyidir ama felsefenin üzerinde değildir. Yasa haksızlık yapmamaya zorlar, felsefe ise haksızlık yapmamayı öğretir

KRATES

O zamanlar, daha dik bile yürüyemiyor iken; taşın, ağacın ya da bir derenin çok önemli olduğu, şimdiki modern toplumumuzun bize “vahşi” diyeceği ve hatta “yamyam bunlar” dediği, şimdi, bu zamandan bakınca çok muhteşem olmayan bir şeymiş gibi görünen insan olma yolculuğunun başlarında… Gece korkardık, gündüz de korkardık ama gece bir başka korkardık. Bir arada olmak, birbirimize sahip olmak, korumak, kollamak… Bunların yokluğundan korkardık. Var oluşumuza uygun yaşayarak ve diğer var olanların var oluşlarına uygun yaşayışlarına saygı duyarak korkardık. Yağmura, gök gürültüsüne, güneşe hayrandık. Hem hayrandık hem korkardık. Şimdiki modern toplumumuzun bize “vahşi” diyeceği ve hatta “yamyam bunlar” diyeceği günlerde…

Blog Post

Sıçmanın medeniyete katkısı

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm

,

Aslında bu medeniyet dediğin tek dişi kalmıştı ama işte medeniyet; teknoloji, bilim falan hoop bir protez diş al sana otuz ikisi birden tam takım bir ağız. Eş dost arasında sıçmanın, sıçma eyleminin pek muhabbeti yapılmaz, yapılsa da buna pek gülünmez, gülünecek şey osuruktur. Bakın biraz gülümsediniz belki de? Belki de! Gerçi bazı sözler, tepkiler ve cümleler var sıçmakla ilgili:  “Aha şimdi sıçtık!”, “Adam olacak çocuk bokundan belli olur”, “Sıçtığım boka bak bana laf yetiştiriyor!” falan gibi. Ne olursa olsun sıçmak gülünecek bir eylem değildir. Ama osuruk öyle mi? Sıçmanın tek komik olduğu durum var o da “cır cır” olma durumu. Cır cır olana gülünür, cır cır lafına gülünür, neden? Çünkü sulu da ondan… Neyse, bu kadar boktan muhabbet yeter!

Pexels.com

Bence sıçmanın medeniyete büyük katkısı vardır. Yani illa ki vardır. Misal bu kayalara çizilmiş resimler falan insan medeniyetinin ilk sanat eserlerinden. Büyük ihtimalle bu resimleri yapan insanlar o an sıçma eylemi gerçekleştiriyorlardı. Sıçma eylemi esnasında kimi zaman eline aldığı bir taş parçasıyla kimi zaman bir odun parçasıyla yere bir şeyler karaladı, çizdi, sonra da “Ulan ben bunları neden kayalara çizmiyorum!” dedi ve medeniyet böyle başladı. Olayı şuradan anlayın; medeniyet o kadar gelişti, üretilecek şeyler o kadar çok üretildi ki, şimdi ki insan anca tuvalet kapılarına tosun edebiyatından başka bir şey parçalayamıyor (Ay bu bizim medeniyet miydi ya!) Ben hiçbir tuvalet kapısında sanat eseri görmedim. Zordur bir sanat eseri üretmek, tıpkı sıçmak gibidir yani. Sıçmak deyip geçmeyin! Sıçarken zorlanırsınız, emek verirsiniz, ter dökersiniz, acı çekersiniz, sıçmak emek ister. Ama osuruk öyle mi? Sal gitsin! Sıçmak için özel kabinler vardır ama osuruk her alanda rahatça atılabilir. Kokusuz sanıp ta asansörde atmayın, kokuyor!

Sıçma eylemi sonunda bir sanat eseri çıkarırısınız meydana; incelersiniz, rengine, kalınlığına bakarsınız (Tıpkı sanat galerilerindeki gibi hani) Şimdilerde üretebildiğimiz tek şey boktur artık. İster inanın ister inanmayın. Sanatta, siyasette, müzikte boktan başka bir şey yok. Bokla başlayan medeniyet bok olup gidecek herhalde. Her boku biliyorsunuz zannediyorsunuz ama bilmiyorsunuz, bilemezsin Nemo!

Pexels.com

Sıçmanın medeniyete katkısına gelince efendim, bana göre üretkenliğimizin hala en aktif olduğu yer ve özgür ve rahat ve yalnız ve huzurlu, sıçma eylemimizdir. Bunca haber sitesi, sosyal medya, televizyon, haberleri diziler, iş, güç, stres, yolculuk, ay sonu, maaş, ödemeler, vergiler, sigortalar, seçimler, adaletsizlikler, onlar, şunlar, bunlar, ıvırlar, zıvırlar, kulağınızdan tutan, kolunuzdan çekenler, başınıza vuranlar, ayağınıza çelme takanlar, dur durak bilmeden sizi kovalayanlar ve dur durak bilmeden sizin kovaladıklarınız! Kendinize ayıracak zamanınız yok! Yok efendim, yok! Gündemin mezarlığındaki tirene binmişsiniz(hepimiz yani) yaşamaya bile zaman bulamıyorsunuz ki, bu modern dünyanın kaosunu çekerken ciğerlerimize birbirine benzeyen zombilerden başka bir şey de değiliz.

Sıçınız! Rahat rahat sıçınız! Medeniyete katkıda bulununuz ama lütfen sıçmaya yalnız siz gidiniz; bırakın şu tabletleri, telefonları falan, çıkınca oynarsın yine, kendinize zaman ayırın, lütfen sıçın!

Blog Post

Sınırda

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm, yazdığım

Yapabileceklerimizin sınırlı, yapmak istediklerimizin sınırsız olduğu bir yerdeyiz. İlk kim başarır bilmiyorum ama bir gün birisi çıkıp yapabileceklerinde sınır tanımayacak. Şu an için bizim yapabileceklerimiz sınırlı; maaşımızla sınırlı, sosyal çevremizle, ailemizle, babamızın işiyle, boyumuzla, kilomuzla, saçımızla, derimizin rengiyle, konuştuğumuz dille, tahsilimizle, kocamızla, eşimizle, çocuklarımızla, hükümetlerin, sermayenin ve ordunun isteğiyle sınırlı. Ama sınırlar ihlal edilebilir elbette!

Blog Post

Kitap: Düzene uygun kafalar nasıl oluşturulur

Posted by Onur ALMIŞLAR in okuduğum, yazdığım

, , ,

Okulda insanlar imal edilir. Bu insan yapma sürecine eğitim denir. Geniş anlamda düşünüldüğünde; içerisinde doğduğumuz aile, sinema, televizyon tiyatro ve radyo ile gazete, kitap ve afişler de okul sayılır. Bir nevi bilgi iletmeye yarayan bütün yerler okuldur.” (Sayfa 7)

Bizi yöneten bu mekanizmanın en önemli dişlilerinden biri, bazı istisnai durumlar dışında, davranışlarımızı özgürce sergilediğimize inandırılmamızdır.”(Sayfa 9)

New-Yorklular köyler ve dış ülkelerden gelen konuklarına dünyanın en yüksek yapılarını gösterirler. Empire-State binasını sanki kendi mülkleriymiş gibi gösterirler. Gerçek, görülmeye değer bu yerlerin birkaç iş adamının mülkiyetinde olduğu ve gurulu New-Yorkluların diğer büyük batı şehirlerinde oturanlar gibi bu işverenler tarafından kent dışına sürüldükleridir. Konut ve arsa sahipleri ile emlakçılar, iş merkezleri apartmanlara oranla daha çok para getiriyor diye, binlerce insan şehir merkezindeki evlerini terke zorluyor. İşçi ve memurlar şehir dışına taşınmak zorunda kalıyor (buralara şimdi banliyö deniyor), çünkü Amerikan hükümeti de Alman hükümeti gibi arsa spekülasyonu yapanları korur. Günümüzde çalışanlar yaşamlarının 1/10’den fazlasını yollarda geçiriyor. Avcıya yem olanlar avcının mülküyle gururlanıyor. Çünkü, farklı bilgiler arasında ilişki kurmayı bilmiyorlar. İçerisinde bulundukları durumu/yaşam koşullarını değiştirilemez olarak görmeye alıştılar.” (Sayfa 14)

20 ila 40 yaş arasındaki bütün erkeklere hayatları karşılığında adam başı yarım milyon mark ödeneceğine dair bir anket yapılsa, büyük bir olasılıkla bir Alman bölüğü oluşturacak sayıda bile, hayatını satacak erkek çıkmaz. Bundan şu sonuca varabiliriz: İş ölüme geldi mi, insan çok düşünceli ve temkinlidir.

Gerçek ise, çoğu insanın hayatını karşılıksız verdiğidir. Vietnamlıların kurşunlarına hedef olmamak için Amerikan ordusundan kaçan askerlerin sayısı her yıl artıyor. Ama Vietnam’daki Amerikan savaşının başlangıcından beri ölenlerin sayısı bundan çok daha yüksektir. 1971 yılı başında ölü sayısı yaklaşık 50.000 kişiydi. Onların ölümüyle Amerika?da ne sığır eti ucuzlamış, ne Amerika?daki siyahların eğitim sorunu çözülmüş, ne de su ve hava kirlenmesi önlenmiştir. Yoksulluk içinde yaşayan Amerikalıların sayısı hala 30 milyondur. Aralarında ise bu katliamdan kazançlı çıkmış birini bulmak çok zor.

Buna karşın 50.000 Amerikalının ölümünden, başka bir yolla elde edemeyecekleri ölçüde kazançlar sağlamış olan kişiler var. Onların bu kazancı sağlaması için, 50.000 ölü olmasa da olurdu, 45.000 ya da 40.000 ölü de bu işi görürdü, ama ne var ki savaşta ölülerin sayısı düşman tarafından belirlenmektedir

Amerikan hükümeti savaşmak isteyince, özel silah tüccarlarına başvurur. Silah tüccarları askeri donatımı, her türlü silah çeşidini, araba, uçak ve gemileri işçilere ürettirir ve hükümete satar. Tüccarların silah satışını ve dolayısıyla kazançlarını arttırmaları açısından, asker ve erzak yüklü batmaları en iyi çözümdür. Buna Vietnam savaşında pek rastlanmaz. Fakat yol boyunca mayın tarlalarında kamyonlar sık sık havaya uçar. Bu, silah fabrikatörleri açısından çok iyidir.” (Sayfa 19, 20, 21)

Okul tüm önemli olaylarda hayatlarını kurtaracak olan ‘kimin yararına?’ sorusunu sormaya alıştırmadı onları. Tüm resmi öğretim tantanası onlara, onları yetenekli kurbanlık koyunlar yapmak dışında bir şey vermemiştir.  Kurbanlık koyun yetiştirmek, bu hayvanlar ezbere şiir de okusalar, asla bir kültürel başarı değildir.” (Sayfa 39)

insanların çoğu, düşüncelerinin kafalarının içinden çıktığını sanırlar. Oysa düşüncelerin dışarıdan içeriye girdiklerini bilmezler.” (Sayfa 53)

“Birkaç yıl önce New York matbaa işçileri 80 günlük bir grev yaptılar. Bu süre içerisinde New York şehrinde aşağı yukarı hiçbir gazete dolayısıyla da ilan çıkmadı. Bu grevin sonuçlarından biri de, dükkan sahiplerinin milyarlarca Marklık satış kaybından yakınması oldu. İnsanlar bu seksen gün boyunca satın almadıkları eşyalara hiçbir gerek duymamışlardı.

Bu, insanların reklam yoluyla ihtiyaç duymadıkları şeyleri almaya itilmelerinin tek kanıtı değildir” (Sayfa 57)

Kitapla ilgili detaylar

Yazar-E.A. RAUTER, Baskı-Kaldıraç Yayınevi, İstanbul, 2011, Eserin özgün adı- Wie eine Meinung in einem Kopf entsteht