Press ESC to close

Onur ALMIŞLAROnur ALMIŞLAR Bir faninin dünya günlükleri

Elinden Tutul(a)mayanlar

Bu akşam (aslında artık dün akşam oluyor) ROCKY filmini izledim. Bir bilene (wiki) sorduğumda: Rocky, Sylvester Stallone tarafından senaryosu yazılan ve başrolde oynadığı ve John G. Avildsen tarafından yönetilen 1976 Akademi Ödüllü bir Amerikan spor drama filmidir. Gerçekten de öyle. Film her ne kadar boks ile ilgili olsa da film aslında boks ile ilgili değil ama filmin içinde boks da var. 

Bu yazıda filmi konu etmeyeceğim. Daha doğrusu boks filmde ne kadar varsa ben de bu yazıda filmi o kadar konu edeceğim. Yani aslında yazı filmle ilgili gibi olsa da yazı filmle ilgili değil… Filmin anlattığıyla veya benim anladığımla ilgili. Çünkü ne olursa olsun; sanat, sepet, İstanbul, herkes kendi baktığına, gördüğüne ve duyduğuna göre yorumluyor. ROCKY benim için dünyanın en güzel filmlerinden birisi. Tıpkı SKYRIM’in dünyanın en güzel oyunlarından birisi olması gibi.Peki ROCKY neden bu kadar önemli? (benim için) Çünkü beni anlatıyor 🙂

Abi, bazı insanlar var, gerçekten çok iyiler (kendimi koymuyorum buraya şimdi. O kadar da kibir..) Yetenekliler, harikalar, daha neler nelerler… O konuda gerçekten yetenekliler ama bir türlü olmuyor; gün yüzüne çıkamıyorlar. Ya yuvada yumurtadan çıkan son kuş oluyorlar, ya annesini emme sırasında en arkada kalan yavru köpek, ya tren kalktıktan sonra gara gelen o yolcu. Bir türlü fişi prize takamıyorlar. Zifiri karanlıktaki zombi saldırısında, hayat tarafından dağıtılan malzemelerde herkese fener denk gelirken bu gariplerime güneş gözlüğü denk geliyor. Dağıtanın da suçu yok elbette sonuçta bunlar girmiş o dağıtım kutusuna ama işte… Olmuyor abi, bir türlü denk gelmiyor, vida varken tornavida olmuyor, kaşık varken çay, güneş varken perde, su varken bardak bir türlü bir araya gelemiyor. Tabii ne yapacak bu bahtsızlar? Hayat da devam ediyor; mecburen idame. Bardak yoksa eliyle havuz yapıp içiyor suyu, kaşık yoksa parmağıyla karıştırıyor çayı, perde yoksa avucuyla engelliyor güneşi. Çabalıyor çabalamasına da, kendi içinde giderek eriyor. Neyse ki Adrianlar var.

Filme dönersek, ROCKY çok harika ve efsane bir drama filmi. Potansiyeli olan ve bu potansiyelinin farkında olan ama bir türlü şansın gülmediği elinden tutanın olmadığı bir adamın, bir gün bir şansla hayata tutunmasını anlatıyor. Şansın ona güldüğü, olması gereken yerde olmasını sağlayan o şansın kapıya dayandığı, usulca geldiği ve Rocky’i parmağıyla göstermesini anlatıyor. “İşte!” diyor, “işte bu adam!”, “İşte bu adamın olması gereken yer!” Sandığınızın aksine buradaki “şans” kesinlikle Apollo Creed değil, o şansın adı Adrian.

Bana dönersek, ben uzun yıllardır Adrian’la birlikteyim ama yinede Apollo Creed’in geleceği günü bekliyorum… Ve belki bir gün bu yazıyı okuyacak olan kızıma ve oğluma bir not bırakıyorum:

“Şunu bilmeni istiyorum: Sen, ben ya da kimse hayat kadar sert vuramaz. Ama mesele ne kadar sert vurduğun değil. Ne kadar sert darbe yiyip yoluna devam edebildiğin. Ne kadar darbe yiyip ileri doğru gidebildiğin. Kazanmak işte böyle bir şeydir! Eğer ne kadar değerli olduğunu biliyorsan, gidip hak ettiğini alacaksın. Ama bunun için darbeleri kabul etmelisin. Başkalarını suçlamayacaksın. Korkaklar öyle yapar. Sen onlardan değilsin!”

Onur ALMIŞLAR

Merhaba ben Onur, Amatör etiketiyle tanıtabileceğim, iki çocuk babası sıradan bir vatandaşım. Günlük hayatımda karşılaştığım ve yaşadığım durumları paylaşmak için buradayım. Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Sevgiler...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir