
Eski bir kuraldır: Edepsizin biri eğer isterse mütevazı görünebilir, ama mütevazı biri edepsiz görünemez.
—Georg Christoph Lichtenberg
Maske ve Cevher: Taklit Edilemeyenin Sınırı
Dünya, üzerine geçirilmiş eğreti kimliklerin sahnesidir. Bu sahnede en kolay icra edilen sanat, olmadığın gibi görünmektir. Ancak bu oyunun çok keskin, aşılmaz bir sınırı vardır: Aşağısı yukarıyı taklit edebilir ama yukarısı aşağıyı istese de beceremez.
Lichtenberg’in dediği gibi; edepsiz birinin nezaket kuşanması, sadece bir terzilik meselesidir. Üzerine biraz dar gelen, düğmeleri her an patlayacakmış gibi duran bir ceket diktirir kendisine; adına “mütevazılık” der. Kelimelerini seçer, sesini alçaltır, bakışlarına sahte bir mahcubiyet yerleştirir. Bu bir illüzyondur. İçerideki o çiğ gürültü, dışarıdaki sessizlikle maskelenir.
Neden Mütevazı Biri Edepsiz Görünemez?
Peki, neden tersi mümkün değildir? Neden sahici bir tevazu sahibi, ihtiyaç duyduğunda bile o hoyrat edepsizliğe bürünemez?
- Ruhun Hafızası: Tevazu, bir terbiye biçimi değil, bir varoluş seviyesidir. Bir kez o eşikten geçtiyseniz, ruhunuzun kenarları yuvarlanmıştır. Başkasına çarptığınızda can yakacak o sivri uçları kendi elinizle törpülemişsinizdir. Artık isteseniz de o eski, keskin ve kirli halinize dönemezsiniz.
- Doğallık ve Yapmacıklık: Kötülük ve edepsizlik, doğası gereği bir “taşma” halidir. Kontrolsüzdür. Mütevazılık ise bir “hakimiyet” halidir. Hakimiyeti olan birinin, kontrolü kaybetmiş gibi yapması, usta bir piyanistin bilerek yanlış notaya basması gibidir; kulağa her zaman sahte gelir. O detone sesin içinde bile bir düzen sezilir.
“Edepsizin mütevazılığı bir stratejidir; mütevazının edepsizliği ise ancak bir facia olabilir.”
Sahteliğin Konforu, Hakikatin Ağırlığı
Bir edepsiz için mütevazı görünmek, bir kapıyı çalmak için kullanılan geçici bir anahtardır. Kapı açıldıktan sonra anahtarı çöpe atabilir. Onun için bu bir kayıp değil, kazançtır. Kişiliksizliğin verdiği o sonsuz esneklikle her kılığa girebilir.
Oysa mütevazı adamın bir haysiyet omurgası vardır. Edepsiz gibi davranmaya kalksa, önce kendi aynasındaki aksine çarpar. Kendi sesinden utanır, kendi kelimeleri boğazına dizilir. Edepsizlik bir deri değil, bir ruh hastalığıdır; ruhu sağlam olanın bu hastalığı taklit etmesi bünyeyi zehirler.
Eski kural hâlâ işliyor: Işık, karanlığı taklit edemez ama karanlık, ışığın arkasına saklanabilir. Birincisi varlığın kendisidir, ikincisi ise sadece varlığın yokluğu veya onun kötü bir karikatürü.

Bir yanıt yazın