Posts tagged ‘yaşam’

Blog Post

Neşe doluyor…

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm, yazdığım

,

Bugün 23 Nisan, neşe doluyor… Popüler kültür içerisinde olunca bazen o kültürün içinde yeşeren akımlara kapılmadan duramıyor insan. Bugün 23 Nisan diye çocukluk fotoğraflarını paylaştı birçok kişi sosyal medya hesaplarından. Ben de paylaştım haliyle. Fakat bir garip oldum çocukluk fotoğrafıma bakınca. Yaşlanmak duygusunun verdiği o “Vay be!”den öte bir şeydi. O fotoğrafa bakınca…

O hangi çocuk olsa severdim çünkü masumdu, gözleri gülüyordu yani gerçekti, kirlenmemişti, kötüyü bilmiyordu, dizleri yara, burnu sümüklüydü ama umursamıyordu, altında eski bir şort, ağı yırtılmış, üstünde bir tişört güveler yemiş, delinmiş ama o umursamıyor. Saf, temiz ve gülüyor. Gülme kavramını yaşıyor, bizim gibi değil! Bir gardırop eşyası olarak kullanmıyor başkalarına güzel görünsün diye, cüzdanında lazım olur diye taşıdığımız kartvizitler gibi taşımıyor mesela, içinden geldiği gibi, dünyaya ait gibi, henüz “İnsanoğlu” olmamış ya da çoktan kemale ermiş gibi gülüyor. Gözleri…

Bugün 23 Nisan… Baktım herkes çocukluk fotoğrafını paylaşıyor, ben de paylaştım haliyle. Fakat bir garip oldum çocukluk fotoğrafıma bakınca. Yaşlanmak duygusunun verdiği o “Vay be!”den öte bir şeydi. O fotoğrafa bakınca… Ama izin almadım çocukluğumdan!  

Blog Post

Horozun Görevi!

Posted by Onur ALMIŞLAR in hikayem, yazdığım

,

Kulağımda bir çınlama sandım ilk önce. Biraz sıcak olduğu için oda, yorganı attım üzerimden ve çınlamanın nereden geldiğini bulmaya çalıştım. Bu, normal kulak çınlaması değil, sanki elektronik bir aletten gelen dijital bir sese benziyordu. Biraz daha dinledim ama yan komşunun horozunun vakitsiz ötüşü sesi bulmamı zorlaştırıyordu. Ne garip hayvan şu horoz! Neden ötüyor ki? Çocukken bize öğrettikleri gibi değildir sanırım ya da belki de öyledir bilemiyorum. Neden ötüyordu bu horoz? İnsanlık için bir görevi olması mümkün mü? Neymiş, bizi uyandırıyormuş. Neden böyle bir görevi var ki? Neyse…

Blog Post

Belki şehre bir tiyatro gelir… Yankı Kumpanya

Posted by Onur ALMIŞLAR in izlediğim, yazdığım

, , ,

Bulunduğumuz ilçeye Yankı Kumpanya isimli bir tiyatro grubu geldi. Eşimle beraber izlemeye gittik. Keyifli zaman geçirdiğimizi söyleyebilirim. Bizim gibi; Anadolu’nun küçük ilçelerinde yaşayan insanların bu tarz aktivitelerde keyifli zaman geçirmemesi zordur diye düşünüyorum. Çünkü bu tarz “küçük” aktiviteler sayesinde zaten küçük bir çap içinde monoton geçen hayatlarımızdan bir aralık bulup ruhumuzun ihtiyacı olan havaya ulaşabiliyoruz. Fakat çoğu zaman ayağımızın dibine kadar gelen sanat aktivitelerine gitmiyoruz. En son bir tiyatroya gittiğimde kızım dört yaşındaydı şimdi 12 yaşında. Ya bu etkinlikleri duymuyoruz, ya gelmiyorlar ya da önceliğimiz değiller!

Blog Post

Sıçmanın medeniyete katkısı

Posted by Onur ALMIŞLAR in düşündüğüm

,

Aslında bu medeniyet dediğin tek dişi kalmıştı ama işte medeniyet; teknoloji, bilim falan hoop bir protez diş al sana otuz ikisi birden tam takım bir ağız. Eş dost arasında sıçmanın, sıçma eyleminin pek muhabbeti yapılmaz, yapılsa da buna pek gülünmez, gülünecek şey osuruktur. Bakın biraz gülümsediniz belki de? Belki de! Gerçi bazı sözler, tepkiler ve cümleler var sıçmakla ilgili:  “Aha şimdi sıçtık!”, “Adam olacak çocuk bokundan belli olur”, “Sıçtığım boka bak bana laf yetiştiriyor!” falan gibi. Ne olursa olsun sıçmak gülünecek bir eylem değildir. Ama osuruk öyle mi? Sıçmanın tek komik olduğu durum var o da “cır cır” olma durumu. Cır cır olana gülünür, cır cır lafına gülünür, neden? Çünkü sulu da ondan… Neyse, bu kadar boktan muhabbet yeter!

Pexels.com

Bence sıçmanın medeniyete büyük katkısı vardır. Yani illa ki vardır. Misal bu kayalara çizilmiş resimler falan insan medeniyetinin ilk sanat eserlerinden. Büyük ihtimalle bu resimleri yapan insanlar o an sıçma eylemi gerçekleştiriyorlardı. Sıçma eylemi esnasında kimi zaman eline aldığı bir taş parçasıyla kimi zaman bir odun parçasıyla yere bir şeyler karaladı, çizdi, sonra da “Ulan ben bunları neden kayalara çizmiyorum!” dedi ve medeniyet böyle başladı. Olayı şuradan anlayın; medeniyet o kadar gelişti, üretilecek şeyler o kadar çok üretildi ki, şimdi ki insan anca tuvalet kapılarına tosun edebiyatından başka bir şey parçalayamıyor (Ay bu bizim medeniyet miydi ya!) Ben hiçbir tuvalet kapısında sanat eseri görmedim. Zordur bir sanat eseri üretmek, tıpkı sıçmak gibidir yani. Sıçmak deyip geçmeyin! Sıçarken zorlanırsınız, emek verirsiniz, ter dökersiniz, acı çekersiniz, sıçmak emek ister. Ama osuruk öyle mi? Sal gitsin! Sıçmak için özel kabinler vardır ama osuruk her alanda rahatça atılabilir. Kokusuz sanıp ta asansörde atmayın, kokuyor!

Sıçma eylemi sonunda bir sanat eseri çıkarırısınız meydana; incelersiniz, rengine, kalınlığına bakarsınız (Tıpkı sanat galerilerindeki gibi hani) Şimdilerde üretebildiğimiz tek şey boktur artık. İster inanın ister inanmayın. Sanatta, siyasette, müzikte boktan başka bir şey yok. Bokla başlayan medeniyet bok olup gidecek herhalde. Her boku biliyorsunuz zannediyorsunuz ama bilmiyorsunuz, bilemezsin Nemo!

Pexels.com

Sıçmanın medeniyete katkısına gelince efendim, bana göre üretkenliğimizin hala en aktif olduğu yer ve özgür ve rahat ve yalnız ve huzurlu, sıçma eylemimizdir. Bunca haber sitesi, sosyal medya, televizyon, haberleri diziler, iş, güç, stres, yolculuk, ay sonu, maaş, ödemeler, vergiler, sigortalar, seçimler, adaletsizlikler, onlar, şunlar, bunlar, ıvırlar, zıvırlar, kulağınızdan tutan, kolunuzdan çekenler, başınıza vuranlar, ayağınıza çelme takanlar, dur durak bilmeden sizi kovalayanlar ve dur durak bilmeden sizin kovaladıklarınız! Kendinize ayıracak zamanınız yok! Yok efendim, yok! Gündemin mezarlığındaki tirene binmişsiniz(hepimiz yani) yaşamaya bile zaman bulamıyorsunuz ki, bu modern dünyanın kaosunu çekerken ciğerlerimize birbirine benzeyen zombilerden başka bir şey de değiliz.

Sıçınız! Rahat rahat sıçınız! Medeniyete katkıda bulununuz ama lütfen sıçmaya yalnız siz gidiniz; bırakın şu tabletleri, telefonları falan, çıkınca oynarsın yine, kendinize zaman ayırın, lütfen sıçın!