Press ESC to close

Onur ALMIŞLAROnur ALMIŞLAR Bir faninin dünya günlükleri

Bu yazı “SANA ÖZEL” (!)

Giriş notu: İlk önce bu yazıyı yazmaya başladım ama bitiremedim. Daha sonra YouTube için bir videoda konudan bahsettim. Yazı videodan sonra bittiği için video ile yazı farklı oldu. Yani aynı konuyu işleidm ama farklı yollardan anlattım. Videoda daha fazlası da var.

Çok klasikleşmiş ve belki de çoğu kişinin duymaktan bıktığı bir giriş yapmak istemediğim için bu şekilde lafı dolandırarak girmek istedim yazıya. Biz eskiden… Evet öyle ama biz eskiden neyin özel, neyin bize göre olduğuna karar verebiliyorduk. Köfte mesela, bana özeldir. Ablam çok sevmez. Musakka, bana özeldir. Annem ve eşim bilir. Maket uçaklar mesela Mustafa’ya özeldir. Sever Mustafam maket uçakları. Ben de bilirim. Neyin kime özel olduğunu biz biliriz, bizim dostlarımız bilir, ailemiz bilir. Peki kim bilemez? Bakalım.

Eski zamanların bazı şeyleri güzeldi, her şey güzel dersek yanlış olur. Şöyle basitleştirisek eskiden kalabalıktık, kayıplarımız yoktu. Babamız, anamız, amcamız, dayımız, teyzemiz, herkes birlikteydi, günler güzeldi. Heyecanı vardı bazı şeylerin; yenilikler, keşif vb. 

Şimdilerde manavdan (gerçi manavda kalmadı üç harfliler her yeri işgal ettiler) aldığımız meyvelerin çoğunu ben hep sokaktan toplardım. Armut, muşmula, erik, kiraz, elma, yemiş (incir), şeftali… Ben bu meyveleri hep ağaçtan toplardım. Çocukluğumuzdaki tüm yaşıtlarım gibi. Yani hemen hemen. 

Sokaklar çocuklarla dolardı. Çoğu zaman” Hadi bakayım gidin kendi evinizin önünde oynayın” diye fırça yer, başka bir yere giderdik. Çünkü başka yere gitme imkanımız vardı. Televizyon o kadar önemli değildi. Zaten belli bir saatte açılıyor ve akşam da belli bir saatte kapanıyordu. 

Sonra yavaş yavaş azaldık. Yani manevi olarak fakirleştik. Sevdiklerimizin kayıpları yanında dostluklar, arkadaşlıklar, ilişkiler de hayat borsasında değerini kaybetti, tüm insani hisse değerleri dibe vurdu. Tam internetin zirve yaptığı zamanlara denk geliyor. Bir yanda “Ölü ınternet teorisi”(1) bir yanda hayatın hızı ve mücadele içinde zihnimizi şekillendiren zaman bizi  insanlığın en çürük sarayındaki en pislik tahta oturttu. Şİmdi bu pislik içinde zirvenin tadının çıkarıyoruz. Evet, biraz karıştı yazı.

Veri çiftliklerinin yolunacak kazları

Şöyle düşünelim: taş devrindeyiz, mağaramızdan dışarıya çıkmış. Çok güzel birgün. Hava güneşli, mağaramızın yanı başındaki meyve ağaçları var. Bir kelebek görüyorum. Diyorum ki içimden (çünkü dil henüz yok ancak içimden diyebiliyorum) “Kızım kelebeğe bayılır”.  Kızım geliyor “Uh! uh!” diyorum kelebeği işaret ederek. “Huhahanabagafadasa!” diye sevinerek (ne bileyim, herhalde öyle bir ses çıkardı) kelebeğe doğru gidiyor, yüzünde tatlı bir gülümseme. Çok ilkel ama çok özel bir an değil mi? Bu an bize özel, benim kızıma özel, bana özel. Günümüzdeki sosyal medyada yer alan alışveriş sitelerindeki ve reklamlardaki  “Size özel” bu değil. O onların bize satmak istediklerine özel yani onlara güzel. Hiç aklımızda olmayan, ruhumuza hitap etmeyen, bağımız olmayan başkalarının hayatlarını, seçimlerini ve yaşantılarını bize bağımlılık yapsın diye aşılamaya çalışmalarına özel, bizi bağımlı yapmalarına özel.  

Aslında detaylı incelesek ve uzman görüşü alsak “Aslında şimdiki algoritmalar sizi sizden daha iyi tanıyor” diyebilir ve haklıdır da ama biz sadece algoritmanın bir dijital sopayla güttüğü verilerden oluşan bir teknoloji çiftliğinde yaşayan varlıklar değiliz. Ayrıca algoritmanın verilere yani bize ihtiyacı var. Veri yoksa para yok, manipülasyon yok, ele geçirme yok vs. Peki yalan dünya olmayınca? Veriler yok olunca, çiftlikten ayrılanları veya Matrix’teki gibi; yaşam küvezini terkeden Neo olunca bizi ne bekliyor? Sosyal medya ve veri çiftlikleri olmazsa bize kalan ne?

Gerçeğin çölüne hoş geldik

Gerçek insanlığın insan olup düşünmeye başladığı zamanlardan beridir aradığı bir cevap. Milyonlarca sayfa uzunluğunda bir açıklaması olabilir ama büyük ihtimalle ki keşfeden de vardır, gerçek, bir film cümlesi olamayacak kadar sade ve çıplak olmalı. Basit, yalın ve belki de gerçekten çölden ibaret. 

İnsanların çoğu gerçeği sevmez. Gerçek acıdır, tatsızdır, renksizdir, kokusuzdur çoğu zaman da üzücüdür. Normal yaşamda buna alışmak zorken, önceleri tv sonraları vep ekranlarından bütün gün üzerimize fırlatılan daha sonra da kendimizin zorla üzerimize fırlatılmasını istediğimiz yalanlarsız yaşamak çok zor. Şimdi, birkaç paragraf önceki soruya yanıt arayalım; gerçek hayatta bizi ne bekliyor?

İlk zamanlarda büyük bir boşluk ve sessizlik sanırım. Onca yoğun akışa, görüntüye, ses maruz kalmış zihnin bu alışkanlığı atlatması zor olacaktır. İlk zamanlar kendimizi işe yaramaz, bağlı olduğu gemiden halatı kopmuş boşlukta süzülen bir astronot gibi hissedebiliriz. Bu his ilk andaki o boşluktan sonra belki de kendimizi keşfetme, hayata ve zaman dair kıymet bilecek düşüncelere dalma şansı verecek. Çünkü şöyle durup baktığımızda elimizde olan tek şey “an” denilen o birimden başka bir şey değil. İşte bu “an”ları bizi tanıyan, bilen “bize özel” şeyleri zihinlerine yerleştirmiş sevdiklerimizle, dostlarımızla ve ailemizle geçirmek internet çağının en büyük yalanı olan “size özel”den daha kıymetli. İnternetin sunduğu hiçbir şey BANA ÖZEL” değil! Peki size özel mi?

  1. Ölü İnternet Teorisi

Onur ALMIŞLAR

Merhaba ben Onur, Amatör etiketiyle tanıtabileceğim, iki çocuk babası sıradan bir vatandaşım. Günlük hayatımda karşılaştığım ve yaşadığım durumları paylaşmak için buradayım. Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Sevgiler...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir